MAKALE

Ben Turşuyum Sen Yeme Kardeşim!

Ben Turşuyum Sen Yeme Kardeşim!
Doç. Dr. Mehmet Emin ULUDAĞ

Toprağın bağrından çok farklı gayelerle yüzeye çıktık. Sadece tadımız değil, hem rengimiz, hem de biçimimizle de farklı şeylerdik. Faydamızın anlaşılması için uzun zaman bekledik. Böylece varlık içinde biz de bir sıraya geldik.
Çok mutluyduk bu doğal halimizle. Ateşte yandırılsak veya soğukta dondurulsak hatta en keskin bıçağın altına yatırılsak bile hiç üzülmezdik. Çünkü bu muameleler ile hayat mertebemiz daha da yükseliyordu. Canlılığımız artıyor, sentezdeki anlamımız yukarılara çıkıyordu. Sır oluyorduk sanki bu hallerimizle.
Çok şanslıydık! Ne değişirken, ne de değiştirirken acı hissetmiyor ve hissettirmiyorduk bizim dışımızdakilerine. Hatta gittiğimiz yeri değiştirmek yerine uyum sağlıyorduk oralara.
Çok etkiliydik aynı zamanda gittiğimiz yerlerde. İhtiyaca göre adil bir şekilde dağıtılıyorduk o vücut denen garip memlekete. Bazen direkt temas ediliyorduk, bazen de çok perdelerden geçerek yerimizi buluyorduk.
Biz hep neşe doluyduk saydığımız bu hallere girerken ve dahi vücudu beslerken.
Bir gün beklenmedik, bir hal oldu hepimize. Önce hırsla toplatıldık bir ortamda. Sonra bir el bizi yatırdı bıçağın altına. İhtiyacına göre değil, isteğine göre bizi doğradı. Her tarafımızı kesti, bir kapta topladı. Bizler doğranmış bir halde iken birbirimize garip garip baktık. Daha neler başımıza gelecek diye etrafı seyre daldık. Tam da durumu anladık derken. Birden bir zelzele oluyor gibi karıştırıldık bizi doğrayan ellerin her biri bilen. Daha önce tanıdığımız beyaz madde bolca döküldü üstümüze. Bir güzelce karıştırıldık böylece. Bu aşamadan sonra artık biz, biz olmaktan çıkmaya başladık. Bu duruma alışamadan bolca suyun içine daldırıldık. Tam da bu beyazlıktan kurtarıyor o el bizi bu suyla derken bir kokuşmuş su dahi boca edildi o elden.
Ekşiyim ben kusura bakmayın doğranmışlar dedi. Hepinizin aslını değiştireceğim belki. Hiç tanımadığımız bir koku ve dokunuştu bu. Bir an önce gitmeliydi bu koku. Biz bunu beklerken birden havayla temasımız kesildi. Bilmem hangi kapalı kapılar ardına gizlendik. Dışarıdan bize bakanlar bizi yiyecekmiş gibi daldılar o vakti beklemeye. Adımızı turşu koydular ve etiketlediler her yere. Günler geçti artık biz eski biz değildik. Sofralara gelince burunları dahi kıvırtı verdik. Bir heyecanla bizi bekleyenlere artık tuzlu suda ve sirkeli ortamda, aslından uzak bir tatla yürekleri yakan bir feryatla sofralara konduk. Tek tipleştirilmiştik.
Artık sadece haz denen o zevk bataklığına konulduk. Estetik bakışlar yerine hep iştahın suyu aktı. Tuzu bol olunca onun da zevki yarıda kaldı. Bütün bu zevk için bir araya getirilmeler, aklı iptal etti. Bizleri aslından etti, hakiki hava ve temiz suyla kesilince irtibatımız. Adımız turşu oldu, ister yiyin ister atın . Biz ki kendimizken her bedene bir ilaçtık. Turşu olunca sadece görünüşte bir şeyler anlattık. Ama bizi bunca zaman mahrum ederseniz temiz hava ve doğal sudan. Sonra deriz sizlere ben turşuyum, sen yeme kardeşim çekil oradan.
‘Ben turşuyum, yeme kardeşim’
“Ben turşuyum, sen yeme kardeşim.” Çünkü sen benim kendim gibi kalmamı istemedin. Önce saf görünüp bizi toplattın bir araya. Ardında dönüştürdün maskaraya. Her tarafımızı bıçakla kestin. Veya iğneledin bizi farklı şekillere dönderdin. Adımızı da beğenmedin, yeni bir etiket koydun. “Sen turşu ol” diyerek bizi hapse koydun. Hapis bizi fazla olgunlaştırdı. Birlikteliğimize özgü yeni bir kimlik bıraktı. Bizi bütün herkese zevkin için pazarladın. Bu artık son adımındı lakin yalnız başına kaldın.
Beni öyle sevdin ki, kendin de benimle piyasaya çıkmaya başladın. Benliğinin derinliklerindeki kokuşmuşluğu ve havasızlığı etrafa yaydın. Artık bir başına olmayı ve etrafı kokutmayı serbestçe yapmaya başladın. Bütün bu hayasızlığını etrafa sunarken ben de turşuyum sen yeme kardeşim dedin. Bazen bedenin değişti bizim gibi sen, sen olmaktan çıktın. Bazen de cevherin değişti sanki tuzlu suda ve sirkeli ortamda kalmış gibi herkesi kendinden nefret ettirdin. Havasızlığın ve temiz sudan uzaklaşman modan oldu. Doğranarak bütün bedenini teşhirin de benim gibi raflara konman oldu.
Şimdi kokuşmuş turşu oldun!
Bu defa ben turşuyum, sen yeme kardeşim diyerek kimlikler çözüldü. Ekranların önünde nice benler öldü. Bizim gibi seni de bağladılar bir ekranın başına. Ne zaman olgunlaşacak diye bütün zamanını aldılar hayrına. Temas ediyorsun sen de benim gibi dış görünüşle. Vakit geçince sen de kokuşursun benim gibi dar bir yerde. Sakın öyle ben istediğim her şeyi yaparım diyerek girme kılıftan kılıfa. Bak geçmiş haline, bir de şimdiki durumuna. Bir taraftan iştah açıyordun, diğer taraftan gönül. Şimdi sadece kokuşmuş bir turşu oldun, ne iştah alıyor seni, ne de bakıyor gönül.
Bugün “ben turşuyum sen yeme kardeşim” diyenler var ya, bütün beşeriyeti topladılar bir araya. Adını sen koy dediler bir de hayasızca bu akına. Her türlü kokuşmuşluğu ve hayasızlığı ekrana koymanın seyrine daldı beşeriyet bir iştahla o anın. Turşuda kaldı bu havasız ve susuz ortamda. Lakin iradesi elinden gitti bu turşumuş ekran karşısında. Bütün özler bir arada doğrandı. Face-chat-tweet-whatsap-instegram-messenger-skayp… adında karma bir turşu peydahlandı. Sanki insanlık namınaymış ne bulunduysa içine atıldı. Güzel kaplara kondu. Bütün insanlığa sunuldu. İnsanlığın aklı gitti bu turşuyu seyrederken.
Zaman geçtikçe kendini alamadı bu seyirden. Turşunun içindekiler mizaçlarındaki bütün çirkinlikleri de ortama döktüler. Ne yazık ki sadece turşunun tadını değil, aynı zamanda dışarının havasını da bozuverdiler. İnsanlık bu kokudan nefret eder oldu. Ancak bir kere içine düşmüştü çaresi yoktu. Başladı bu kokuşmuşluğu etrafta meşrulaştırmaya. Ben özgürüm diyerek nara atmaya. Halbuki bu bir çaresizliğin feryadıydı. İstediğimi yaparım kumanda sende derken haklıydı. Çünkü turşumuştu artık ekranın önünde. “Sen yeme kardeşim” derken haklıydı bin kere. Lakin iş işten geçmişti. Herkes o turşunun ekşimiş kokusuyla temas etmişti. Sadece mideler ekşimemiş, burunların direkleri de bu kokudan cidden etkilenmişti.
Çağın en kokuşmuş turşusu!
İnsan bu ya, kendi yapar sonra döner kendi yaptığına tapar. Hayranlığı bir müddet sonra döner nefrete. Taptığını yıkar gider başka semte. Bir de bakar ki yıllar geçmiş aradan. Bilmezmiş gibi yapar ayılmaz daldığı uykudan. Bu çağın en kokuşmuş turşusudur önünde kilitlendiğimiz ekranlar. Hatta mabetler bile bu durumdan mustarip cidden koparır feryatlar. Aileler dahi parçalanır oldu bu turşunun kokuşmuşluğundan. Lakin herkes bu turşunun farkındaymış gibi yapıyor şikayet dil ucundan. Dışından bakınca hayran hayran etrafında dolaşıyor. Ne zaman bu turşu sofraya gelecek diye triptler atıyor. Hatta bazen gecikince turşu, naraları etrafı inletiyor. Turşu sofraya inince birden sesi kesiliyor. Başlıyor büyük bir iştahla turşuyu yemeye. Doyunca etrafa bakıyor ne yazık ki kalmamış sofrada kimse. O turşunun kokuşmuş tadından dolayı etrafını fark etmedi. Yalnız başına kaldı kimse yanına gitmedi. Başladı turşu hakkında söylenmeye. Turşu haklı bir şekilde karşılık verdi: “BEN TURŞUYUM SEN YEME KARDEŞİM” dedi.

Popüler İçerikler

To Top