BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ERMENİLER İLE MÜCADELEDE İNSANLIK ÖRNEĞİ

6 Mayıs 2020 Kapalı Yazar: MeyveDergisi

 

Uzun yıllar boyunca Ermeni propagandası, dünya kamuoyuna 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Ermenilere karşı soykırım yaptığını aşılayarak sistematik bir kampanya yürütmektedir. Her yıl 24 Nisan’da bu konu, büyük devletler de dâhil olmak üzere farklı ülkelerin parlamentolarının gündemine alınmaktadır. Eğer bir devlet savaş ortamında ve doğrudan savaş bölgesinde içerideki ve dışarıdaki etnik grupların olası silahlı eylemleri ile karşı karşıya kalmış ise kendi nüfusunu korumak için aldığı önlemler elbette normal ve doğaldır.

24 Nisan 1915 yılında hükumet bu girişimlerin üzerine Ermeni komiteleri ve partilerini kapattı, 2345 aşırı milliyetçi tutuklandı. İdari nitelikte olan koruyucu önlemlerin alındığı gün soykırım günü olarak ilan edildi. Aslında 24 Nisan soykırım olarak değil, Taşnak, Hınçak ve Ramgavar gibi örgüt ve cemiyetlerin mensuplarının tutuklanmasının anılmasıdır. Nitekim ortaya atılan soykırım hususundan 27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir’den çok önce bahsedilmeye başlanmıştı (https://www.diplomatikstrateji.com).

Türkiye’yi bağımsız bir devlet olmaya götüren Millî Mücadele’nin kazanılmasında Doğu Cephesindeki başarıların ayrı bir önemi vardır. Gerek İtilâf Devletleri gerekse Bolşevik Rusya, Doğu Anadolu’da bir Ermenistan Devleti kurulmasını tasarlamışlardı. O ülkelerdeki Ermeni topluluklarından gönüllüler ve silahlar gönderilmiştir. Yıllarca Osmanlı Ermeni tebaası ayaklanmalara teşvik edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yanında asker ve milis gücü olarak da görev almışlar Rus ordusuna öncülük etmişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı ve işgal yılları Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi Van için tam manasıyla yıkım olmuştur. Ermenilerin Ruslarla birlikte hareket ederek, Osmanlı Devleti’ne İhanet etmesi, Van yöresinde yaşayan Türk-Ermeni, Müslüman-Hristiyan hemen her kesimin can ve mal kaybına uğramasına neden olmuştu. Buradaki sosyal ve ekonomik düzen bozulmuştu. Olaylar nedeniyle burada yaşayan Müslüman halk memleketlerinden göç ettirilmişti. Van Kalesi’nin güneyinde yer alan Eski Van şehri tamamen yakılıp yıkılmıştı (Kardaş, 2017: 649).

Bitlis Osmanlı idari taksimatında bir vilayet merkezidir. Elbette Osmanlı dönemi Bitlis’inin sınırları içinde, bugün birkaç vilayet merkezi bulunmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tamamını ve Orta Karadeniz’in iç kesimini ihata eden geniş coğrafya Vilâyât-ı Sitte’yi meydana getiriyordu. Bitlis, Ermeni nüfusunun da yaşadığı; Ermeni meselesine temel teşkil eden ıslahatların yapılacağı bu altı vilayetten biridir. Bitlis ve çevresi Ermeni Tedhiş örgütlerinin, Van’dan sonra en çok önem verdikleri ve faaliyet gösterdikleri bölgedir. Kanlı olaylara tanıklık etmiş; katliamlar yaşamıştır. İlk Ermeni hadisesi bu vilayetin sınırları dâhilinde, Sasun’da meydana gelmiştir. Tehcire temel teşkil eden Sevk ve İskân Kanunu’nun hazırlanmasına sebep olan altı vilayette Ermeni Terör örgütlerinin faaliyetleridir. Buralarda yaşayan Ermeniler, bu kanuna istinaden, Rus nüfus sahasından uzaklaştırılmışlar ve Osmanlı Devleti’nin başka bölgelerine yerleştirilmişlerdir (Beyhan, 2017: XIII-XVI).

Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkınca Rus ordusu bölgeden çekilmiştir. Said Nursi bu ihtilalden dolayı oluşan karışıklıktan faydalanarak Rusya’dan kaçıp, Varşova ve Almanya üzerinden İstanbul’ a gelmiştir. İhtilalin ardından Türk ordusu Kafkaslara kadar ilerlemişti. Fakat Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı öncesi sınırlara çekilmiştir. Türk ordusunun terk ettiği yerlerden Kars ve çevresi Ermeniler tarafından işgal edilmiştir. Ermeniler, işgal bölgelerini genişletmeye çalışmışlardı. Fakat 15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa emrindeki Türk ordusu Ermenilere karşı harekâta başlamıştır. Kısa süre içinde Ermeniler yenilgiye uğratılmış ve Gümrü Antlaşması imzalanmıştır.

Milis gerektiğinde kısa sürede seferber edilebilen sınırlı, askeri eğitim görmüş yurttaşların oluşturduğu askeri örgütlenmedir. Kimi zaman düzenli orduya yardımcı olmak üzere, kimi zaman da sivil halkın silahlandırılması ile oluşturulan kuvvetler çoğunlukla bölgesel savunma amacıyla kullanılır. Türk Kurtuluş Savaşındaki uygulamalar her iki duruma da örnek teşkil etmektedir. 1776 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında milisler hem düzenli asker kaynağını hem de Amerikan kuvvetlerinin ana gövdesini oluşturmuşlardır. Günümüzde İsveç, İsviçre, İsrail ve birkaç ülkede acil hizmet için oluşturulan silahlı kuvvetlerin ana gövdesini milisler oluşturmaktadır (Arda ve Arkadaşları, 2003:416).

Ülkemizde Kurtuluş Savaşı sırasında Kuvayı Milliye birlikleri bir Milis gücüdür. Askeri olarak bir görevleri olmamasına rağmen vatanı savunmak için oluşturulmuştur. Düzenli ordu kurulunca lağvedilmiştir. Birinci dünya savaşı sonrasında da Rus işgali karşısında her yöreden Milis kuvvetleri oluşturularak 15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa emrindeki Türk ordusuna destek olmuşlardır ve yörede öncülük etmişlerdir. Ermenilere karşı harekâta başlamıştır.

Said Nursi günümüzde daha çok bir İslam âlimi olarak bilinmektedir. Kitapları ülkemizde, başta Diyanet İşleri Başkanlığı ve ondan fazla yayınevi tarafından basılmaktadır. Ayrıca dünyada birçok dile çevrilmiş ve başka ülkelerde de basılmaktadır. Said Nursi’de bölgede yaşayan birçok aşiret lideri ve âlim gibi Birinci Dünya Savaşı sıralarında Doğu Anadolu Bölgesinde Rus ve Ermeni saldırılarına karşı mücadele etmiştir.

Said Nursi o dönemde öncelikle, orduda din görevlisi olarak görev almıştır. Daha sonraları önce kendi öğrencilerinden oluşan bir milis gücüne liderlik etmiştir. Akabinde halktan katılanların artması ile bu milis gücü alay seviyesine kadar büyümüştür. Erzurum Pasinler, Van Gevaş ve Bitlis yörelerinde Rus ve Ermenilere karşı mücadelede bulunmuştur. Said Nursi gönüllülerden oluşan alayı ile Van tarafından kaçan sivil halkı Ermeni çetecilerin ve Rusların katliamlarından kurtarmıştır. Sonra Bitlis’in Ruslar ve Ermeni çeteciler tarafından işgalini geciktirerek Müslüman halkın tahliye edilmesine yardımcı olmuştur. İslam savaş hukukuna uygun olarak, Müslümanlarca esir alınan binlerce Ermeni kadın ve çocuklarının serbest bırakılıp ailelerinin yanına gönderilmesi ile de bir kısım Ermeni güçlerine insanlık dersi vermiştir. Bundan sonra o yerlerde bir kısım Ermeni çetecilerin Müslüman çocuklarını öldürmelerinden vazgeçmelerini sağlamıştır. Bitlis kuşatması sırasında haklın tahliyesi için zaman kazandırırken esir düşmüştür.

  1. Ermenilerin Ayaklanması ve Rusların Yanında Yer Almaları

Anadolu’da, Bizans ve Roma hâkimiyeti altında iken dinî ve siyasî baskılara maruz kalan Ermeniler, Osmanlılar döneminde bu tür baskılara maruz kalmadıkları gibi, ilk kez ibadet özgürlüğüne de kavuşmuşlardı. Yüzyıllarca Müslümanlarla sorunsuz bir şekilde bir arada yaşayan Ermeniler, XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren başta Rusya olmak üzere İngiltere, Fransa ve son olarak da Amerika tarafından Osmanlılara karşı kışkırtılmaya başlandılar. Bu dönemde Ermeni Sorunu ortaya çıktı ve halen de varlığını devam ettirmektedir. Ayrıca, bu dö- nemde Müslümanlar ile Ermeniler arasında düşmanlık tohumları da ekildi. Bu sorunun Ermeni halk kitlelerine tesirli olmasında, Ermeni din adamları önemli sebeplerden biridir. Bunlar aracılığı ile Ermeni Kiliseleri, Ermeni ihtilalcilerin talimgâhları haline gelmiş ve eğitim merkezleri durumuna sokulmuştu. XIX. yüzyılda karmaşık bir hal almış olan Ermeni meselesi, farklı devletlerce kendi çıkarları doğrultusunda çözülmek istenmişti. Ayrıca, Batılı Devletlerin kışkırtma ve yardımlarıyla Ermeni ayaklanmalarına zemin hazırlamak için pek çok cemiyet de kurulmuştu. 1896 yılında başlayan Ermenilerin Birinci Van İsyanı bir süre sonra bastırılmışsa da Ermeni komiteciler 1914 yılına, yani Birinci Dünya Savaşına kadar huzursuzluklar çıkarmaya devam ettiler ve ikinci bir isyan için hazırlıklar yaptılar (Oflaz, 2017: 458-459).

Osmanlı Devleti’nin ölüm kalım savaşı verdiği bir sırada Ermeniler gerek cephede ve gerekse cephe gerisinde düşmanın işine yarayacak büyük faaliyetler içerisinde bulunmuş ve bu faaliyetlerini ülke geneline yaymaktaydılar. Hatta Ermenilerin top yekûn bir isyana hazırlandıkları sezilmeye başlamıştı. Nitekim Ermeniler köylere varıncaya kadar aşağıdaki talimatı yayımlamışlardır (Aktaran Serdar, 2017: 283 Halaçoğlu, 2001:42-43’ten):

  1. Kim olursa olsun her Ermeni asli ihtiyaçlarından bazılarını satmak suretiyle silahlanmalıdır.
  2. Seferberlik ilanıyla silah altına çağrılan Ermeniler bu çağrıya uymayacaklar, Müslümanlar da dâhil çevrelerindeki halkı da orduya katılmaktan men edeceklerdir.
  3. Her ne surette olursa olsun silah altına alınmış olan Ermeniler ordudan firar edip Ermeni çetelerine ve gönüllü birliklerine katılacaklardır.
  4. Rus ordusu sınırı geçer geçmez komitacılar, firariler ve çeteler Rus ordusuna katılarak Osmanlı ordusuna saldıracaklardır.
  5. İkmal yolları ve telgraf hatlarını kesmek suretiyle Osmanlı ordusunun iaşe ve istihbaratını sekteye uğratacaklardır.
  6. Cephe gerisinde iki yaşına kadar olan Müslümanları gördükleri yerde ve her fırsatta katledeceklerdir.
  7. Müslüman halkın yiyecek, mal ve mülkünü ele geçirecek veya yakıp yıkacaklardır.
  8. Terk edecekleri ev, hububat ve kilise ve hayır kurumlarını yakıp, bunları Müslümanların yaptığı propagandasını yapacaklardır.
  9. Resmî devlet dairelerini kundaklayarak, Osmanlı zaptiye ve jandarmalarını pusuya düşürüp katledeceklerdir.
  10. Cepheden yaralı dönem Osmanlı askerlerini öldüreceklerdir.
  11. Şehir, kasaba ve köylerde isyan çıkaracaklardır.
  12. Müslüman askerlerin ve sivil halkın morallerini bozarak göçe mecbur edeceklerdir.
  13. Bomba, silah imal, tedarik veya ithal ederek bütün Ermenileri silahlandıracaklardır.
  14. İtilaf devletleri hesabına casusluk ve rehberlik yapacaklardır.
  15. Ermenilerin yaptıkları isyan, ihtilal ve katliamın faturasını Müslümanlara çıkararak, bunu iç ve özellikle dış kamuoyunda neşredeceklerdir.
  16. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber bağımsız bir Ermenistan hayaline inanmış olan Kafkasya ve Osmanlı Ermenileri savaş sonrasında kurmak istedikleri devleti talep edebilmek için İtilaf Devletleri yanında savaştılar. Kafkas Ermenileri, Osmanlı Devleti’nin doğu bölgelerinde yaşayan Ermenilerle birlikte daha çok Rusya’nın yanında Kafkas cephesinde Osmanlı’ya karşı savaştılar. Çukurova ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan Ermeniler Fransızların yanında savaşta yer aldı (Özşavlı, 2017: 372).

Taşnak, Hınçak ve diğer Ermeni siyasi örgütlerinin çabalarıyla ortaya çıkan Ermeni gönüllü hareketi ve Ermeni Lejyonu I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin çarpışmak zorunda kaldığı adeta beşinci düşman oldu. Zira sadece Rus ordusundaki Ermeni asker miktarı yüz binlerle ifade edilmektedir.

Osmanlı topraklarında kurulacak bağımsız bir Ermenistan vaadi ve hayaline inanmış bu yüzbinlerce Ermeni gönüllü Osmanlı Devleti’ne karşı can feda bir şekilde savaştı… Hem Taşnaklar hem Hınçak, Avrupa ve Amerika’da düzenledikleri kampanyalarda bir yandan gönüllü asker topladılar bir yandan da bağış kampanyaları organize ederek topladıkları binlerce doları cephede Osmanlı Devleti’ne karşı savaşan askerlere gönderdiler. Amerika’dan gelen gönüllüler yanlarında sandıklar dolusu silah da getirdi (Özşavlı, 2017: 351).

  1. Ermenilerin Zulüm ve İşkence Yöntemleri

Osmanlı Devleti Ermeni isyanlarının sebeplerini araştırmak üzere komisyonlar kurarak bölgeye göndermiştir. Bu komisyonlardan birisi de Maraş ve Zeytun’a gönderilmiştir. Başkanlığını Ermeni bir hukukçunun yaptığı dört kişiden oluşan heyet, isyan bölgelerini teker teker gezerek ilgili herkes ile görüşerek raporunu yazmıştır. Heyet 58 sayfadan oluşan raporunu sekiz ay zarfında hazırlayabilmiştir. Titiz bir çalışma ürünü olan raporda olayların ortaya çıkış sebepleri, hangi tarafın hadise çıkardığı, kaç kişinin öldüğü, yaralandığı, nerelerin yakılıp yıkıldığı, nelerin gasp edildiği teferruatlı bir şekilde ortaya konulmuştur.

Ayrıca asiler tarafından başvurulan işkence ve zulüm metotları da örnekleriyle birlikte açıklanmıştır. Yine Batılı diplomatların ve misyoner grupların Ermenilerin isyan çıkarmalarına katkıları delilleriyle birlikte rapora derc edilmiştir. Asilerin isyan çıkarmak için başvurdukları yolların tamamı teker teker raporda yer almaktadır. Raporun en önemli özelliklerinden biri Ermeni isyanlarını araştırmak üzere yine bir Ermeni’nin komisyon başkanı seçilmiş olmasıdır. Bu da Osmanlı Devleti’nin niyetinin açık bir göstergesidir (Pehlivanlı, 2017: 731).

Söz konusu rapordan Ermeni teröristlerin birçok işkence yöntemleri geliştirdikleri görülmektedir. Bu yöntemlerden bir kısmı rapordan özetlenerek aktarılacaktır (Pehlivanlı, 2017: 724-725):

İnsanları yakmak, kurşuna dizmek, kadınları, erkekleri ve çocukları işkence yaparak öldürmek gibi insanlık dışı uygulamada bulunmuşlardır. Mesela Zuytun ve Andırın’da Ermeni teröristler isyan çıkararak bu vahşetlerin birçok türünü uygulamışlardır. İsyan çıkardıkları yerlerde kadınları yakmış, gebe kadınların karınlarını yarıp çocuklarını çıkarmışlardır. Bununla da kalmayarak kinlerinin esiri olarak vahşetin zirvesine çıkmaktan utanmamışlardır. Gerçekleştirmekten hayvani bir zevk aldıkları vahşetlerinden bazıları da şöyledir.

Müslüman kadınların göğüslerini kesip “al sana turunç” diyerek kocalarına vermekte ve onlara acı çektirmekten zevk almaktadırlar. Dünyanın en masum varlıklarından çocuklara karşı da vahşetlerini göstermekten utanmadıkları da görülmüştür. Annelerinin kestikleri memelerini çocukların ağızlarına sokmak suretiyle emmeye zorlamaktadırlar. Yine bazı küçük çocukları havaya doğru atıp onlar korku içerisinde yere düşerken hançer veya kılıçlarını altlarına tutup parçalayarak öldürmek gibi vahşi davranışlarda bulunmuşlardır. Benzeri bir vahşeti Sivas vilayetinin hafik kazasında işlemişlerdir.

Burada 14 erkek, 2 kadın olmak üzere 16 Müslüman’ın burun, kulak, el ve ayak gibi uzuvlarını kesmiş, türlü işkencelerle vücudunun bazı yerlerini kesmişlerdir. Başka yerlerde de birçok Müslüman’ın bu şekilde şehit edildiği görülmüştür… Diğer bir yöntemleri ise Müslümanları birbirine bağlayarak kurşuna dizmektir. Ermeniler Van’da Atuş Aşiretine mensup 4 kişiyi şehit, 3 kişiyi yaraladıktan sonra her zaman yaptıkları gibi şehitlerin cesetlerini parçalamışlardır. İnsanları öldürmek kin ve nefretlerini azaltmaya yetmemiş olacak ki şehitlerin kalplerini vücutlarından çıkarmışlar, beyinlerini oymuşlardır. Benzeri bir vahşet ise Gevaş Kazasında meydana gelmiştir. Burada çerçilik yapan iki Müslüman’ı yakalayan Ermeni çetesi, bunlardan birini öldürmeden gözlerini çıkarmış ve derisini yüzmüş, diğerini ise önce öldürmüş sonra cesedini vahşi bir şekilde parçalamıştır.

Yukarda tespit edilip anlatılanların haricinde yabancıların hatıralarında da benzer zulüm ve işkenceler yer almıştır. Örneğin aşağıda anlatılacak olan olaylar, dönemin ABD İstanbul Büyükelçiliği memurlarından Robert Dunn’ın savaş anıları, “Yaşayan Dünya: Kişisel Bir Öykü”, Crown Yayınevi, New York 1952, Sayfa 361’den aktarılmıştır (https://www.yenisafak.com/gundem/iste-bir-numarali-insanlik-dusmani-2690329):

(…) “Sonra Dro’nun birlikleri geldi. Sırada ilk olarak düz siyah saçlı ve iri gözlü bir Müslüman kız çocuğu vardı. En fazla oniki yaşlarında görünüyordu. Onu, biraz önceki yağmadan dolayı istiflendikleri çuvallardan yerlere saçılmış olan tahıl tanelerinin üzerine yüz üstü yatırdılar. Ermenilerden biri, çevreye fazla kan sıçramaması için tüfeğini onun hemen iki göğsünün arasına uzattı ve bu mesafeden tetiği çekti. Ateş ettiği noktada, kurbanın ev yapımı basma elbisesini ânında kırmızıya boyayan bir kan lekesi oluştuğunu gördüm.

Ardından sıra, on yaşında ya da daha küçük bir Müslüman erkek çocuğuna geldi. Üzerinde ham deriden bir ceket ve kısa bir pantolon vardı. Saldırganlar tarafından patika yola yüzüstü yatırıldı. Bu sırada, taşıdığı kalaydan yapılma kap elinden yuvarlanıp gitti. Onu da vurdular. Kurşun çocuğun ense kökünün biraz altından girip omurgasını parçaladı.

Bu esnada, çevremde yetişkin Müslüman köylülere yönelik kıyım da bütün hızıyla devam etmekteydi. Fakat ben bu manzaraya ancak belli bir süre tahammül edebildim. Sonradan Dro’nun yanındaki Ermeni albay köyden tek bir canlının bile kaçmaya fırsat bulamadığını ve hepsini teker teker öldürdüklerini anlattı.”

Aşağıdaki ibret verici satırlar, Doğu Anadolu’daki Rus işgalinde görev alan General Nikolayef’in Kafkas Cephesi Komutanlığı’na çektiği, orijinali Rus devlet arşivlerinde bulunan 1914 tarihli bir telgraftan aynen alındı (https://www.yenisafak.com/gundem/iste-bir-numarali-insanlik-dusmani-2690329):

“Ermeni destekçiler ellerine çalıntı tüfekleri bir kez geçirdiler mi, askerlerimiz onların taşkın tavırlarını engellemekte büyük güçlüklerle karşılaşıyor. Milisler sürekli bir saldırganlık psikolojisi içindeler ve çevrelerinde gördükleri her türden canlıya düşüncesizce ateş ediyorlar. Şimdiye kadar Müslüman halktan pekçok kimseyi anlamsız yere öldürdüler ve bu durum bölgede kalıcı bir güven ortamı oluşturmakta büyük engeller çıkarıyor. Ermenilerin yol açtıkları keyfî cinayetleri engelleyebilmek ve yaşanan tatsız olayların sorumlularını yargılayabilmek için Van’da tarafımızdan bir Savaş Konseyi kurulmuştur. Bu kişilerin bir an önce disipline edilmesi gerekmektedir.”

Bu zulüm ve işkenceleri aktarmaktaki gayemiz tarih boyunca kinin devam etmesini sağlamak değildir. Aksine bu insanlık dışı davranışları yapanların, bu davranışları destekçi dış devletler ve medya vasıtasıyla dünya kamuoyuna, bu zulümleri Müslümanlar kendilerine yapmışlar gibi göstermelerine karşı gerçeklerin dile getirilmesinden ibarettir. Ayrıca Müslümanların, İslam’dan ve kültürümüzden kaynaklanan insanca davranışları ile mukayese yapılmasına vesile olmaktır.

  1. Bediüzzaman Birinci Dünya Savaşında

Bediüzzaman 1914 Aralık ayında açılan Rus cephesinde III. Ordu vaizi olarak görev aldı. Bu tayinde doğudaki manevi şöhreti kadar İttihat ve Terakki üst yönetimi ile hürriyet döneminde geliştirdiği yakınlık etkili olmalıydı. Kafkas cephesinde iki ay kadar şiddetli çatışmalar yaşandı. Meşhur Sarıkamış taarruzu yapılmadan önceki günlerde, III. Ordu’nun 15 km kadar geri çekilmesi üzerine, yöre halkından toplanan Aşiret Süvari Alayları, ailelerini kurtarmak fikri ile dağılmışlardı (www.risalehaber.com).

Said Nursi’nin Birinci Cihan Harbine iştirakini kardeşi Molla Abdülmecit Efendi aşağıdaki gibi anlatmaktadır (Badıllı, 1990: 306): “… Van’dan Erzurum cephesine giden yirmibeş bin mevcutlu fırkaya vaiz tayin edilerek Kafkas cephesine gitmişve fevkalade başarılı hizmetlerde bulunduğuna dair Van Valisi Tahsin/ Bey’in kendisine verdiği vesikada, bilhassa şu cümle kayıtlıdır: ‘Van fırkasının görmüş olduğu hizmet, tamamıyla Said Kürdi’nin (Nursi) maddi ve manevi himmetiyle olmuştur’. Abdülmecid Efendinin bu beyanını ispat eden vesika 1918’de Dar’ül Hikmet-ül İslamiye’ye aza olarak tayin edildiği zaman, kendisinin hal beyanında da yer almıştır.

Necmeddin Şahiner’in “Hür Adam” gazetesi sahibi Sinan Omur’dan bir hatıra da mealen şöyledir (Badıllı, 1990: 311):

Birinci Cihan harbi çıktığı zaman biz İstanbul’da Muallim Mektebinde idik. O zamanlar onbeş yaşlarında idim. Bizi askere aldılar. Milis ve Gönüllü alayı kumandanı olan Bediüzzaman Hazretlerini ilk olarak 1331-1915 senesi Ağustos’unda Süphan dağında gördüm. Beyaz bir atın üzerinde, oradan buraya atını koşturup askerlerinin moral ve maneviyatını yükseltiyordu. Başında siyah bir sarık, omuzunda apoletleri vardı.

Milis teşkilatını kurmasını Enver Paşa teklif etmişti. Daha önceleri de Bediüzzaman ve Enver Paşa’nın dostlukları varmış. Bediüzzamanın topladığı gönüllü alayıdört-beş bin kişilik idi.

Milis Alay Kumandanı Bediüzzaman Hazretleri, erzak ve silahlarını ordudan almıyordu. Kendi kendilerini idare ederlerdi. Harp esnasında daima ordu ve askerin önünde bulunurlardı. Gönüllü alayı, keçe külahlı idi. Ruslar keçe külahlılar deyince, dehşete düşerlerdi. Gönüllü alayı beyaz pelerine giyerler ve karla araziye ularlardı. At üstünde bile attıkları kurşun boşa gitmezdi. Çok süratli bir şekilde hareket ederlerdi. Atlarına binerken, yay gibi fırlayıp binerlerdi. Kürtçe ‘Hazırbın’ emrini alır almaz, şimşek gibi düşman üzerine saldırırlardı.”

Arşiv vesikalarına yansıdığı kadarıyla Molla Said’in sıradan bir mücadelenin ötesinde Rus ve Ermenileri endişeye sevk eden bir komutan olduğu gözlenir. Rus birlikleri komutanları bölgesel anlaşma yapmak için Molla Said’i muhatap almaları onun bölgedeki askeri güç içerisindeki yerini anlamak bakımından önemlidir (Sönmez, 2019: 260).

  1. Bediüzzaman’ın Ermenilerle Mücadelesi ve Ermeni Esir Çocuklara Tavrı

Said Nursi’nin Tarihçe-i Hayat isimli kitabın içerisinde ilk hayatı kısmında, “Bediüzzaman Said Nursi’nin Alay Kumandanı Olarak Vatan ve Millete Fedakârane Hizmetleri” başlığı altında Birinci Dünya Savaşına Kafkas cephesinde katılması, Erzurum, Van, Bitlis ve Muş arasındaki çatışmaları, esir düşmesi ve eserat hayatı ile esaretten kurtulup İstanbul’a gelmesi ve Barla hayatına kadar olan kısım hakkında bilgi verilmektedir. Aşağıda hayatının esaretten önceki kısmı özet olarak aşağıda verilmiştir.

Bediüzzaman Kafkas Cephesinde Enver Paşa ve fırka kumandanının hayranlıkla takdir ettikleri hizmet-i cihadiyeyi yaptıktan sonra, Rus kuvvetlerinin ilerlemesinden dolayı Van’a çekildi. Van’ın tahliyesi ve Rusların hücumu sırasında, bir kısım talebeleriyle Van Kal’asında şehit oluncaya kadar müdafaaya kat’î karar verdikleri halde, geri çekilen Van Valisi Cevdet Beyin ısrarıyla, Vastan kasabasına çekildi. Vali, kaymakam, ahali ve asker Bitlis tarafına çekilirken, bir alay Kazak süvarisi Vastan üzerine hücum etmişti. Molla Said, Van’dan kaçan ahalinin mal ve çoluk çocuklarının düşman eline geçmemesi için, otuz-kırk kadar kaçamamış asker ve bir kısım talebeleriyle o Kazaklara karşı koymuş ve hepsinin kurtulmasını sağlamıştır.

Hattâ, hücum eden Kazaklara dehşet vermek için, geceleyin onların üstündeki yüksek bir tepeye hücum tarzında çıkıyor; gûya büyük bir imdat kuvveti gelmiş zannettirerek, Kazakları oyalayıp ilerletmiyordu. Böylelikle, Vastan’ın Rus istilâsından kurtulmasına sebep olmuştur. O muharebe zamanlarında sipere döndüğü vakit, kıymettar talebesi Molla Habib ile İşârâtü’l-İ’câz namındaki tefsirini telif ediyordu. Bazen avcı hattında, bazen at üzerinde, bazen da sipere girdikleri zaman, kendisi söylüyor, Molla Habib de yazıyordu. İşârâtü’l-İ’câz’ın büyük bir kısmı bu vaziyette telif edilmiştir (Nursi, Tarihçe-i Hayat, 1994: 107; Nursi, İşârâtü’l-İ’câz, 78-84).

O muhabereler esnasında Ermeni fedailer bazı yerlerde çoluk- çocuğu kesiyorlardı. Buna karşı Ermenilerin çocukları da bazı yerlerde öldürülüyordu. Bediüzzamanın bulunduğu nahiyede binlerce Ermeni çocuğu toplattırılmıştı. Molla Said Askerlere: “Bunlara ilişmeyiniz” diye emretti. Daha sonra bu Ermeni çoluk çocuğu serbest bıraktı… Bu hareket Ermeniler için büyük bir ibret dersi olup, Müslümanların ahlakına hayran kalmışlardı… ve: “Madem Molla Said Bizim çoluk çocuğumuzu kesmedi, bize teslim etti. Biz de bundan sonar Müslümanların çoluklarını kesmeyeceğiz” diye ahdettiler… Bu suretle o havalideki binler masumların felaketten kurtulmasını temin etmiş oldu (Badıllı, 1990: 307; Nursi, Tarihçe-i Hayat, 1994: 111).

Bir müddet sonra, Ruslar Van ve Muş tarafını istilâ edip, üç fırka ile Bitlis’e hücum ettiği sırada, Bitlis Valisi Memduh Bey ile Kel Ali, Bediüzzaman’a, “Elimizde bir tabur asker ve iki bin kadar gönüllünüz var; biz geri çekilmeye mecburuz” dediler. Bediüzzaman onlara, “Etraftan kaçıp gelen ahalinin ve hem de Bitlis halkının malları, çoluk ve çocukları düşman eline düşecek. Biz mahvoluncaya kadar dört-beş gün mukavemete mecburuz,” demesi üzerine, onlar, “Muş’un sukut etmesi dolayısıyla otuz topumuzu askerler bu tarafa kaçırmaya çalışıyorlar. Eğer sen, o otuz topu gönüllerinle ele geçirebilirsen, birkaç gün o toplarla mukabele ederiz ve ahali de kurtulur” dediler.

Bediüzzaman, “Öyle ise ben, ya ölürüm veya o topları getiririm” diyerek üç yüz gönüllünün başına geçti. Geceleyin, Nurşin tarafına, topların getirildiği cihete gitti. Topları takip eden bir alay Rus Kazağına, kendi muhbirleri “Bitlis’i müdafaa eden gönüllü kumandanı üç bin adamla ve dağdaki meşhur Musa Bey bin kişiyle topları kurtarmaya geliyorlar” diyerek pek ziyade mübalâğa ile ihbar etmeleri üzerine, Kazak kumandanı korkmuş, ilerleyememişti. Bediüzzaman da beraberindeki üç yüz gönüllüyü rastgeldikleri toplara birer ikişer taksim edip Bitlis’e gönderir; kendisi ise ilerleyerek topları birer birer kurtarıp, en son topu da üç arkadaşıyla birlikte ele geçirir. Bu şekilde, otuz topun Bitlis’e gelmesini temin eder. O toplarla üç-dört gün asker ve gönüllüler düşmana mukabele edip, bütün ahali ve cihazat ve mallar kurtulur…

Geceleyin vali ve kumandan Kel Ali ve ahali kurtulduktan, gönüllüler ve askerler çekildikten sonra, bir kısım fedakâr talebeleriyle Bitlis’te bakiye kalan bir kısım biçareler için kendilerini feda etmek fikriyle kaçmazlar. Sabahleyin düşmanın bir taburuyla müsademe ederler; arkadaşlarının çoğu şehit olur…Sonra bir ayağı kırık bir halde, Ruslar esir edip, Van, Celfa, Tiflis, Kiloğrif, Kosturma’ya sevk ederler Nursi, Tarihçe-i Hayat, 1994: 113). TiflisDahiliye Nâzırı Talat Paşa tarafından 60 lira (mukabili 1254 mark) gönderilmiştir. İki yıldan fazla bir zaman Kosturma’da sürgünde kalmıştır. Sonra firar edip kurtularak İstanbul’a dönmüştür (Çelik, 2000).

  1. Genel Değerlendirme ve Sonuç

Bediüzzaman Said Nursi, Osmanlı Devleti’nin birçok cephede savaşmak zorunda kaldığı Birinci Dünya Savaşı’nda geri planda kalarak gelişmeleri izlemek yerine, bizzat talebeleriyle Rus ve Ermenilere karşı mücadele etmeyi tercih etmiştir. Başlangıçta Enver Paşa’nın bilgisi dahilinde Kafkas cephesine katılmış, orada bir süre savaştıktan sonra, Rus ordularının ilerleyerek Anadolu’yu istila etmeye başlaması üzerine, Van ve Bitlis yöresinde gönüllüler ve talebeleriyle onlara karşı koymuştur. Bediüzzaman şiddetli çatışmalardan sonra, birçok yakınını ve talebelerini kaybetmiş, ama yılmamıştır. Yine bu mücadelelerinden birinde yaralanmış ve Ruslar tarafından esir alınmıştır. Molla Said esir alındıktan sonra, Tiflis’e götürülmüş orada bulunduğu sırada onun hizmetlerini takdir eden Dahiliye Nazırı Talat Paşa tarafından kendisine para gönderilmiştir (Sönmez, 2006: 260).

Yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen neticeler aşağıda kısaca maddeler halinde belirtilmiştir:

  1. Yüzyıllarca beraber yaşayan Müslüman ve Ermeni halklarının Rus ve Batılı Devletlerin kışkırtmasıyla yaşadıkları olaylar, bu halkların arasını açmıştır. İlerde kolay kolay onarılamayacak hasarlara sebebiyet vermiştir. Bu olumsuz atmosferin günümüze kadar devam etmesine neden olmuştur.
  2. Ermeniler, en küçük köylere kadar, önce Osmanlıya silahlı isyan, savaş çıktıktan sonra da Rusya’nın yanında yer alma düşüncesini psikolojik harekât olarak yaymışlardır.
  3. Ermeni çetecilere karşı Said Nursi Medrese öğrencilerini silahlandırmış ve eğitmiştir.
  4. Said Nursi Orduya önce vaiz ve imam olarak katılmıştır. Daha sonra Enver Paşanın teklifi ile orduya yardımcı olacak milis kuvvetini kurmuştur.
  5. Sayıları 4000’ i aşan milis kuvvetleriyle, Van, Bitlis ve Varto arasında askeri güçlere öncülük etmiştir. Ayrıca Rusların istilasından önce sivil halkın tahliyesine yardımları olmuştur.
  6. Müslümanlar tarafından esir alınan binlerce Ermeni çocuğunun Onların Müslüman çocuklarını katletmelerine karşın, ailelerine teslimini sağlaması insanlık dersi açısından güzel bir örnek olmuştur.

Kaynaklar

1- ARDA, Erhan, KILIÇGEDİK, Necla, BAKAN, Selahattin, BAKAN, İsmail ve KEMER, Barboros (2003). Sosyal Bilimler El Sözlüğü (Editör: Erhan ARDA), İstanbul: Alfa Basım Yayın.

2- BADILLI, Abdülkadir (1990). Bediüzzaman Sadi-I Nursi Mufassal Tarihçe-I Hayatı, Cilt: 1, İstanbul, TİMAŞ Yayınları.

3- BEYHAN, M. Ali (2017). “Açılış Konuşması”, 19. Yüzyıdan Günümüze Türk-Ermeni İlişkilerinin Bölgesel Politikalara Etkisi, (yayına Hazırlayan: Arzu Güvenç Saygın), Ankara: Atatürk Araşrırma Merkezi Yayınları.

4- ÇELİK, Recep (2000). “Millî Mücadele’de Bediüzzaman Said Nursi”, Köprü Dergisi/Bediüzzaman Özel Sayısı, Sayı: 70. http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum= EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=496; Erişim Tarihi, 23.07.2019).

5- HALAÇOĞLU, Yusuf (2001). Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

6- https://www.diplomatikstrateji.com/gecmisten-bugune-sozde-ermeni-soykirimi-gercegi; Erişim Tarihi:10.02.2020.

7- https://www.yenisafak.com/gundem/iste-bir-numarali-insanlik-dusmani-2690329; Erişim Tarihi: 14.11.2019.

8- https://www.risalehaber.com/said-nursinin-birinci-dunya-savasinda-bilinmeyen-mucadelesi-340670h.htm; Erişim Tarihi: 23.07.2019.

9- KARDAŞ, Abdulaziz (2017). “Birinci Dünya Savaşı Dönemi’nde Ermenilerin ve Rusların Van’daki Faaliyetleri”, 19. Yüzyıdan Günümüze Türk-Ermeni İlişkilerinin Bölgesel Politikalara Etkisi, (Yayına Hazırlayan: Arzu Güvenç Saygın), Ankara: Atatürk Araşrırma Merkezi Yayınları.

10- NURSİ, Said (1994). Bediüzzaman Said Nursi Tarihçe-i Hayatı, İstanbul: Envar Neşriyat.

11- NURSİ, Said (2014). İşârâtü’l-İ’câz, 3. Baskı (Tercüme: Abdülmecid Nursi), Ankara: T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.

12- OFLAZ, Abdulhalim (2017). “Said Nursî’nin Eserleri Işığında Ermeni Meselesi: Van Örneği”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Derergisi, Sayı:12, Temmuz 2017, ss. 435-461.

13- ÖZŞAVLI, Halil (2017). “Ermenice Kaynak ve Hatıralar Işığında Ermeni Lejyonu ve Ermeni Gönüllü Hareketi” 19. Yüzyıdan Günümüze Türk-Ermeni İlişkilerinin Bölgesel Politikalara Etkisi, (yayına Hazırlayan: Arzu Güvenç Saygın), Ankara: Atatürk AraşrırmaMerkezi Yayınları.

14- PEHLİVANLI, Hamit (2017). “Anadolu Vilâyetlerinde Ermenilerin Çıkardıkları İsyanlarla İlgili Bir Tahkikat Raporu (6 Nisan 312 Cumartesi – 18 Nisan 1896 / 4 Teşrîn-I sâni 312 Pazartesi -16 Kasım 1896)”, 19. Yüzyıdan Günümüze Türk-Ermeni İlişkilerinin Bölgesel Politikalara Etkisi, (yayına Hazırlayan: Arzu Güvenç Saygın), Ankara: Atatürk Araşrırma Merkezi Yayınları.

15- SERDAR, M. Törehan (2017). “Bitlis’te Ermeni tehciri ve Sonuçları”, 19. Yüzyıdan Günümüze Türk-Ermeni İlişkilerinin Bölgesel Politikalara Etkisi, (yayına Hazırlayan: Arzu Güvenç Saygın), Ankara: Atatürk Araşrırma Merkezi Yayınları.

16- SÖNMEZ, Selim (2006). “Bediüzzaman Said Nursi’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeniler ve Ruslarla Çatışmaları ve Esaretine Dair Bazı Vesikalar”, Köprü Dergisi, Sayı: 96, (Güz-2006), ss.243-263.