MAKALE

Bu Koşuşturma Niye?

Hayatı yaşarken ve seyrederken; durulduğuna, bulandığına ve hatta dalgalandığına şahit olduğumuz zamanlar vardır. Bu anları manidar kılan ve başıboşluktan kurtaran üzerine yüklenmiş duygular ve manalardır.
Durup düşünmek gerek bazen, dolu dolu yaşıyorum dediğimiz hayatı, gerçekte nasıl ve neyle dolduruyoruz? Bir gün içerisine sığdırmaya çalıştığımız ve yetiştiremediğimiz işleri. Yetiştiremediğimiz işler için; inanç ve değerlerimizi feda ederek yer açmaya çalışma çabalarımızı.
Mesela, zamandan kazanmak için, namazı farzından kılmak ilk akla gelenlerden biri.. Çalışırken çocuğum için çalışıyorum deyip, ona gösterdiği azıcık zamanı bile vakit kaybı olarak gören ebeveynlerin çokluğu.. Ve bundandır ki zamanımız bereketsiz bir şekilde çarçabuk geçmekte. Ayrıca devamlı olarak işlerin bir türlü bitmediği ve çabucak akşam olduğu şikayetleri dillerde. Aslında ahir zaman alametlerindendir ‘’Zamanın nasıl geçtiğini, nasıl akşam olduğunu anlamamak’’.
Yani aslında dopdolu bir kafa, fakat boş bırakılmış bir ruh. Sürekli bir tüketime karşılık, akşamki yediğinden bile bihaber oluş. Memleket memleket gezip çok yer görmüş lakin ruhuyla seyretmeye fırsat bulamamış insanlar. Bir çift gözle dolaşan cesetler ve cam fanusun içine alınmış hisler ve duygular.
Halbuki insan ruhu, sakinliği ve tefekkürü oranında hissedebilir ve hissedebildiği kadar kulluğunu fark edebilir. İnsan bedenen ne kadar faal olursa olsun, ne kadar gezerse gezsin, ruh sabitse eğer, yani kazandığı yeni manaları yoksa kendine dair, yenilenme ve kemale erme arzusu doymaz.
Ve doymadıkça da ‘’değişiklik istiyorum’’ sinyalleri verir insana. İşte bu duygu açlığıyla insan koşturur da koşturur, ama bir türlü bulamaz aradığı cevheri.
Ruhumuzu öylesine ihmal etmişiz ki; bu hisler ve duygularla elde edilen duyarsızlığın bilançosu, tüm hayatımızı etkilemiş ve ruhumuz sürekli bir dinginlik arar olmuştur.
Çabuk çabuk yapılan işler ve fiillere ritim tutturamayan kalp, “ah”ları dörder elif çeker olmuş. Hep bir sonraki anı düşünerek yaşamak, bir hayat tarzı haline gelmiş. Bu hızlı hayat tarzının sonucu olarak ta; gördüğümüz şeyleri tekrar görememe endişesiyle; gördüğümüz her yerin ve bulunduğumuz her halin suretini almak alışkanlıklarımız arasına girmiştir.
Oysa kaçırmadan çekmeye çalıştığımız her fotoğrafın altında, kaçırdığımız öyle şeyler var ki… Yüksek çözünürlükteki makinelerin bile bu duyguları yakalayıp, sonra izlenmek üzere saklama kabiliyetleri yok.
Bu koşuşturmanın en büyük bir mağduru da, fıtratları henüz bozulmamış çocuklar. Kendi küçük dünyasıyla etrafı sükûnet içerisinde ve hayretle temaşa ederken, minik ayaklarıyla attığı yavaş adımları, telaşlı dünyamıza dâhil edebilmek için kolundan çekiştirerek kendi hızımıza dahil etmeye çalışmak.
Yemeğini yerken lezzetiyle birlikte kokusunu da, tüm kuvveleriyle sindirdiği için; küçük lokmalarını sakince çevirmesini tahammülsüzce beklemek, belki de çoğu kez o hallerini eleştirerek karşılamak.
Bir şey anlatırken Resulullah (ASM) gibi, tane tane kelimelerle kurduğu cümlelerin sabırsızlıkla sonunu getirmesini beklemek. Onlardaki o sükûneti anlayıp, onun verdiği lezzetle heyecanlanmak yerine, tüm hallerine sabırsızlık göstermek.
‘’O günü kurtarsam yeter’’ düşüncesiyle; sadece maddi hızlılık talep edip, bir zaman sonra kendimize benzetip duyarsızlaşmalarının şahidi olmak.

Popüler İçerikler

To Top