HAYATI OKUYABİLMEK

HAYATI OKUYABİLMEK

10 Aralık 2018 Kapalı Yazar: MeyveDergisi

Betül ÖZET
Hayat, aklın açık bir şekilde görebileceği ve ibret alabileceği çok bariz bir mucizedir. Kainatın akışındaki en ince, en hassas, en derin ve en anlaşılması zor bir ayrıntıdır hayat. İnsanlar çoğu kez bu tenteneli perdeyi irdelemişler, üzerinde deneyler yapmışlar, düşünceler sarf edip tezler sunmuşlar, ama sırlarına bir türlü vasıl olamamışlardır. Bu gizemli formülü çözememişlerdir. Hayata takılmış, bütün aza ve organlar gibi hayatla birlikte faaliyete geçen duygular da vardır. Ve aslında tam da bu geçişte; sebepler aleminde çözümsüz kalır ve hayretler içerisinde kalır insanın aklı. Çünkü elini kaldırıp indirmesi, yürümesi, kalbin çalışması gibi birçok çalışmalar hayata dayandığı gibi, sevmek, korkmak, öfkelenmek ve şefkat etmek gibi haller de hayat iledir. Hayatın çıktığı anda ise bunlardan hiçbir eser görünmez. İnsanın bir organı eksik çalıştığında kısmen müdahale edebilir modern tıp. Lakin yaratılışın yerli yerinde olduğu durumlarda bile hayat üflenmemişse; yapabilecek hiçbir şeyi yoktur insanoğlunun. Acizliğini kabul etmek durumundadır insan.
Cenab-ı Hak tarafından yaratılmış ve yaşanmış her şey güzeldir aslında. Ama o güzelliği keşfetmek için doğru bakışı bulmak gerekir. Bazen yaşanıp bittikten ve neticeleri gördükten sonra fark ederiz hadiselerdeki güzellikleri. Ama hayat zatında güzeldir. Dolaylı yoldan veya sonucuna bakmayı gerektirmeksizin herkesi meftun eder kendine. Sadece insan hayatı değil, yaratılan her şeydeki hayatın değdiği her noktaya sempati duyar insan. Yeni açmış bir çiçeğe, filizlenmiş bir tohuma veya yeni doğmuş bir canlıya bakarken tebessüm ederiz elinde olmaksızın. Sebebi bilinmez ama mutlu eder bunlar bizi. Bu da hayata olan hayranlığımızın bir delilidir aslında.
Bu kainat fabrikasının ilk mahsulleri bitkiler ve sonrası hayvanlardır. Son ve en mükemmel mahsul ise üzerine hayatın tüm özelliklerinin işlendiği insandır. Ve böylesine muhteşem bir donanımla yaratılan insanın hayatı, elbette diğer hayatlara nisbeten daha fazla merak ve hayret uyandırmaya layıktır. Mesela bir bebeğin anne karnına düştüğü ilk andan itibaren, her bir aşaması bu konuya en iyi örnektir. Henüz şekli bile belli olmayan küçücük hayat parıltılarına, Cenab-ı Hak insanları öyle hizmet ettiriyor ki; insanlar o küçük canların etrafında pervane oluyorlar. Kocaman binalar inşa edip, türlü türlü cihazlarla o minik hayat parçasının mucizevi gelişimine sadece şahitlik edebiliyorlar. Evet ana rahmindeki bebeğin kalbinin nasıl attığını, yaratılışının tam olup olmadığını ya da cinsiyetini belki bilebiliyorlar. Ama bu mucizevi hayat kıpırtısında nasıl cevherler saklı olduğunu, gözlerinin ne renk ve saçlarının nasıl olacağını, dahası hangi duygularla donatılacağını, hangi hislerin daha baskın olacağını, ne kadar sevip ne denli duyarsız olacağını kestirmeleri imkansizdır.
Yani aslında bir bebeğin sadece dünyaya geliş anına kadarki gelişmeleri de değil, dünya ya geldikten sonraki herbir hali de hayatın kudretine birer numunedir. Eğer “hayy” isminin yansıması insan nazarında doğmaksa, o zaman bir defa değil binlerce defa doğar insan. Defalarca şahitlik eder hayatın yeni bir mucizesine. Bediüzzamanın tabiriyle “Hayat tek başıyla bir Hayy-ı Kayyum’u bütün esma ve şuunatı ile bildirir” manasıyla, okuyabilenlere okutturur üzerindeki manidar ince nakışlarını.