MAKALE

HEDEF BELİRLEME, EĞER İNSAN İSEN BİR HEDEFİN OLMALI

HEDEF BELİRLEME, EĞER İNSAN İSEN BİR HEDEFİN OLMALI

Nuri NURULLAH

“İnsan, ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır.”
Bediüzzaman Said Nursi

1- Giriş

Günümüz kişisel gelişim konularından birisi de kişinin kendine bir hedef belirlemesidir. Çoğu kişisel gelişim kitaplarında ve kurslarında bu konu ele alınır. Bu konu çok önemlidir. Biz konuyu ele alırken, çoğu kişisel gelişimcilerin yaklaşımı olan, sadece tek dünya hayatını gören gözlükle yetinmeyeceğiz. Ahiret hayatını da gören başka bir gözlükten de faydalanacağız.

Öncelikle İnsan ve Hedef kelimeleri üzerinde biraz durmak konuyu sağlam temellere oturtmak açısından önemlidir. Bu nedenle önce insan kelimesi, sonra da hedef kelimesi üzerinde durulacaktır. İnsanın hedefi/gayesi konusundan sonra da alt hedefler belirleme üzerinde durulacaktır. Çalışma sonuç başlığı ile nihayete erecektir.

2- İnsan ve Hedef Kavramları

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük’teinsan; “Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı” olarak tanımlanmaktadır.Kur’ân-ı Kerîm’de insanın varlıklar içerisinde en güzel bir biçimde yaratıldığı şöyle dile getirilir: “Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık(Tin 95/4)”. Bu tanımda insanın bazı özelliklerine vurgu yapılmaktadır. Bunlar:

– Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan: İnsan, yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için çok sanatlara ihtiyacı vardır. Bu sanatların hepsini tek başına bilemediği için diğer insanlarla ortak yaşamaya mecburdur. Bu sayede her bir insan çalışarak ürettiği ürünleri, diğerlerininki ile mübadele ederek ihtiyaçlarını gidermiş olur. Bu alış verişlerde zulüm ve tecavüzleri önlemek için adalete ihtiyaç vardır. Adaletinde her birey tarafından doğru anlaşılıp uygulanabilmesi ise kanun ile olur. Kanunların uygulanması ise ancak devlet tarafından sağlanan kamu düzeni ve asayiş ortamı sayesinde olur.

– Düşünme ve konuşma yeteneği olan:Bu iki yetenek, gözümüzle gördüğümüz maddi âlemdeki canlılardan sadece insana verilmiştir. Verilen elde olan nasıl kullanıldığına dair suale tabidir. Elde olmayan, verilmeyen ise suale tabi değildir. İnsan kendi iç dünyasında ve dış âlemde gördüklerine dikkatle bakar, bilgi toplar ve bütün bunları ciddi bir değerlendirmeye tabi tutar. Sonunda bazı sorulara cevap aramaya koyulur: “Ben ve bütün bu gördüklerim niçin var? Bunlar tesadüfen mi ortaya çıktı? Bunların nihai bir manası var mı? Ben nerden geldim? Nereye gidiyorum? Nasıl bir varlığım? Benden bir şey isteniyor mu?”. Bu sorulara samimi bir şekilde cevap ararsa, bu arayış onu Allah’a imana götürür. İnsan insanlığının gereği olarak, çaresiz kaldığı, korkuya kapıldığı, aldandığı veya fayda umduğu için değil, akla uygun olduğu için Allah’a inanmaktadır. Bediüzzaman’ın dediği gibi “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku… Yoksa hayvan ve camidhükmünde insan olmak ihtimali var!”.

– Evreni bütün olarak kavrayabilen bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı: Bu özellik önce belirttiğimiz düşünme ve akletmenin bir uzantısıdır diyebiliriz.Kur’ân-ı Kerîm’de kâinatın bir gayesi olduğu şöyle dile getirilir: “Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır…(Sad 38/27)”.Elbette küçük bir kâinat olan insan da bu hükmün dışında kalamaz. “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!(Kıyamet 75/36)”.Bediüzzaman’ın ifadesiyle de, “İnsan, ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır”. İnsan kendi özbenliğini, toplumsal çevresini ve doğal dünyasını bozma imkânlarına da sahip bir varlıktır. Ku’an’a göre, denizde, havada ve karada ortaya çıkan bozulmaların çoğu insan davranışlarının bir sonucudur. Günümüzde bu bozulma hat safhaya ulaşmıştır. Dünyamızın pek çok bölgesinde hava, toprak, ırmaklar ve denizler endişe uyandıracak boyutta kirlenmiştir. Pek çok canlı türleri yok olmuş, önceleri görülmeyen pek çok hastalıklar ortaya çıkmıştır.

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük’tehedef; “Nişan alınacak yer, nişangâh, yapılması tasarlanan iş, amaç” şeklinde tanımlanmıştır. Kısaca hedef deyince biz daha ziyade yapılması düşünülen, planlanan iş veya gerçekleştirilmek istenen amacı kastediyoruz. Kainatta en güzel bir şekilde yaratılan insanın hedefi, amacı da insan dışındaki yaratıklardan farklı olmalıdır. Maddeci düşüncenin ifade ettiği, insanı “besin zincirinin en üstünde yer alan bir canlı” olarak nitelemek, insanın hedefi açısından yeterli olmamaktadır. İnsanların, diğer canlılarla beraber doğma, beslenme, büyüme ve ölme gibi ortak özelliği vardır. Diğer canlılardan farklı olarak, insana verilen düşünme ve akıl yeteneği insanın hedefinin diğer canlılardan farklı olmasını gerektirmektedir.

3- İnsanın Hedefi/Gayesi

İnsanın hedefinin, gayesinin ne olduğu, bu dünyaya nerden, niye geldiği ve nereye gideceği soruları insanlık tarihi boyunca aklını kullanan insanları hep meşgul etmiştir. Bu sorunun cevabını yaratıcıyı göz önünde bulundurmadan arayacak olursak, aklını kullanan insanlar kadar farklı cevaplara ulaşabiliriz. Çünkü herkes kendi aklı ile ulaştığı sonucun daha doğru olduğunu iddia edecektir. İşte felsefecilerin bir birlerinden farklı görüşler ileri sürmeleri ve kendinden öncekileri tenkit etmelerinin sebebi budur.

Konuya yaratıcı açısından bakarsak, sorunun tek doğru cevabı vardır.Kur’ân-ı Kerîm’de, insanın yaradılış gayesi ile ilgili olarak, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım(Zariyat 51/56” denilmektedir. Bu yüzden de peygamberler arasında inanç itibariyle bir fark bulunmamaktadır. Sonra gelen peygamberler öncekileri tasdik etmektedirler. Sosyal gelişmelere bağlı olarak, muamelat dediğimiz, imanın günlük hayata yansıması olan kısımlarda farklılıklar bulunmaktadır.

İnsanın yaratıcısı olan Allah tarafından peygamberi Hz. Muhammed vasıtasıyla gönderilen Kur’ân-ı Kerîm insanı muhatap alır. Onun gerek bu dünya gerekse öteki dünya olan ahiret mutluluğunu ve onu mutluluğa götürecek yolları önüne koyar.Kur’an’ın hemen her yerinde insandan bahsedilmektedir. Önce onun varlık âlemine nasıl getirildiğinden, Allah’ın kendi ruhundan ona üflediğinden, böylece ona diğer varlıklara verilmeyen bir değerden ve ona verilen yeteneklerden bahsedilir.

Kur’ân-ı Kerîm’deinsan bir yönden aciz, bencil, kibirli, nankör bir varlık olarak tanıtılır. Diğer bir yönden ise, bilen, aklını kullanan, şerefli, değerli, hür ve özgür iradeye sahip bir varlık olarak tanıtılır. Bu iki zıt özelliklere sahip olan insanın sorumlu olduğu ve sorumlu tutulacağı da vurgulanır. İnsanın hem ferdi hem de toplumun bir üyesi olması nedeniyle toplumdaki davranışlarından da sorumlu olacağı da belirtilir. Her an günah işlemeye meyilli, kendisini ve çevresindekileri mutsuzluğa sürükleyici bir yaradılışta olan insan, ancak aklını kullanmak şartıyla kurtulabilir.

Peygamber (a.s) efendimizin ifadesi ile dünya ve insanın durumu; uzun bir yola çıkan yolcunun, bir ağacın gölgesinde dinlenip yoluna devam etmesi gibidir. Bediüzzamana göre o yolculuk ise; “âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, gençlikte, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ebedü’lâbâd tarafına bir yolculuktur”.

Bir kul olarak insanın gayesi, kulluk görevini yerine getirmektir. Böylece yaratıcısı olan Allah’ın rızasını kazanarak, ebedi saadette onu görebilme mutluluğuna ulaşabilir. Dünyanın bin senelik mutlu bir hayatı, Cennet hayatının bir saatine denk gelmemektedir. Cennet hayatının da bin senesi, Cennetteki gelişmiş olan halimizle Celal ve bütün güzelliklerin sahibi olan yüce Allah’ın bir saatlik görülmesine denk gelmemektedir. İşte Allah’ın rızasına uygun kulluk yapanların hedefi bu olmalı. Onları böyle bir gelecek beklemektedir. Bu nedenle insanın insan olarak Kutup Yıldızı gibi hedefi/gayesi, Allah’ı tanımak ve onu razı edecek şekilde dünya yolculuğunu tamamlamak olmalıdır.

Bu Kutup Yıldızı gibi hedefimiz, bizim diğer alt hedeflerimizi belirlemede ve gerçekleştirmede yol gösterici olmalıdır. Olaylara ve hayata sırf dünya açısından bakan kişisel gelişimciler ve kitaplar bu Kutup Yıldızı gibi önemli hedefi gözden kaçırmaktadırlar. İnsanları sabit olmayan, devamlı değişen ve hareket eden hedeflerin peşinde koşturmaktadırlar. Bu nedenle biz onların yaptıklarını alt hedefler olarak isimlendiriyoruz.

4- Alt Hedefler Belirleme

Kutup Yıldızı olan ana hedefi unutmamak şartıyla, herkesin alt hedefleri de olmalıdır. Çünkü insan “ahiretin tarlası” olan bu dünyada yaşamaktadır. Ayrıca akraba-i taallukatına ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklardan kaçmayıp, gereklerini yerine getirmelidir.

Aşağıda belirttiğimiz, “hedef belirlemede iyi düşünülmüş şartlar” üzerinde uzun süre düşünülmelidir. Hedefler, olabildiğince ayrıntılı ve gerekçeli bir şekilde yazılı hale getirilmelidir. Çünkü zihnen meşgul olmak ve yazılı hale getirmek de ayrı bir dua hükmüne geçmektedir.ZigZiglar’inHayat Boyu Flört (2007) isimli kitabında belirttiği yapılan bir araştırmada; hedeflerini net olarak belirtip, yazılı hale getirenlerin gerçekleştirme oranlarının diğerlerine göre çok fazla önde olduğu ifade edilmiştir.

Hedef Belirlemede İyi Düşünülmüş Şartlar

1. Hedefini olumlu olarak ifade et. (Kendine ve başkalarına zarar verecek negatif hedefler seçme)
2. Bu hedef kendin için mi? (insan kendisi için yaparsa başarılı olur)
3. Gözlerini kapat.
4. Geçmişe odaklandığın gibi geleceğe odaklan, kendi geleceğini gör, duy, hisset, bu yeni durum neye benziyor?
5. Hedefinin gerçekleştiğini, başardığını nasıl anlarsın?
6. Motivasyonun ne, bunu neden istersin?
7. Nerede, ne zaman, kiminle başarmak istersin?
8. Bunu başarmak için hangi kaynaklara sahipsin, daha başka hangi kaynaklara ihtiyacın var.
9. Başardığın zaman ne olacak?
10. Hedefe ulaşmanın sana ve çevrene ne faydası olacak?
11. Başarıya ulaşmanın ailene, çevrene etkisi ne olacak?
12. Bu Hedef Etik Değerlere Uygun Mu?
13. İlk önce ne yapacaksın? Planın ne?

Bu aşamalarda verilen cevaplar bir deftere ayrıntılı olarak yazılmalı ve zaman zaman okunarak motivasyon canlı tutulmalıdır. Ayrıca hedefe ulaşılması durumunda yeni hedefler belirlenmelidir. Gelişen beklenmedik şartlar karşısında hedef revize edilebilmelidir. Farklı alan ve konularda bir biri ile çelişmeyecek hedefler benzer şekilde ortaya konabilir.

5- Sonuç

Diğer canlılardan farklı olarak akıl nimeti verilen insan, akıl ile kendisinin ve kâinatın bir yaratıcısı olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Bu yaratıcıya olan iman, kâinatta olan nizam ve intizamın muhteşemliği yaratıcının tek olduğunu göstermektedir. Çünkü birden fazla ilah olsaydı, kâinattaki düzen bozulurdu. Kâinatta her şeye gücü yeten ve bizleri yaratan bu yaratıcı; bizlerden kendisine kulluk etmemizi ve rızasını kazanmamızı istemektedir. Böyle bir yaratıcıya karşı teslim olmamak akıl karı değildir. Çünkü biz de kâinatta onun eseriyiz. Ona teslim olmamak için onun mülkünden kaçmamız gerekir. Bu durumu yüce yaratıcımız Rahman suresi 33’üncü ayetinde, “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin” diyerek ifade etmiştir. O gücü her şeye yeten ve bizi bizden daha fazla düşünen yatırıcıdan bize ne gelirse, tevekkül ile karşılamalıyız. Yunus gibi, “Narın da hoş, nurun da hoş. Bana seni gerek” diyebilmeliyiz. Bu anlayış ve olgunluğa eriştiğimiz zaman, dünya ve ahiret mutluluğuna mazhar oluruz. Daha Cennete gitmeden, ruhen Cennet hayatını dünyada yaşamaya başlarız.

Popüler İçerikler

To Top