Hedefi Çok Yüksek Olan Bir Genç

Hedefi Çok Yüksek Olan Bir Genç

11 Mart 2020 Kapalı Yazar: MeyveDergisi

Suffe mektebi talebelerinden biri olan Rebia b. Ka’b el-Eslemî, Hz. Peygamber’in hususi manada hizmetlerinde bulunurdu. Genç yaşta Müslüman olmuş, kendini Hz. Peygamber’e hizmet etmeye adamıştı. Rebîa b. Ka’b (r.a.) hicretin 63. senesinde vefat etmiş ve 12 tane hadis rivayet etmiştir .

Sahîh hadis kitaplarından Müslim’de geçen bir rivayete göre Rebîa şöyle bir bilgi aktarmıştır. Kendisi Hz. Peygamber’in yakınlarında bulunur, O’nun abdest suyunu hazırlama gibi çeşitli ihtiyaçlarında yardımcı olurdu. Yaptığı bu fedakârlık karşılığında; “İste bakalım benden ne istiyorsun?” diyen Hz. Peygamber’e “Cennette seninle beraber olmak istiyorum” diye karşılık vermiştir. Hz. Peygamber: “Başka bir isteğin yok mu?” diye sormuş O da “Ben bunu istiyorum” Yâ Resulallah diye mukabelede bulunmuştur. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Sen de bu konuda bana, çok secde etmekle yardımcı ol” demiştir.  

Rebia neyi isteyeceğini bilen bir genç… Basit istekler yerine ebedî mekânda ebedî âlemin en kıymetli misafirine komşu olmak, onunla beraber olmak istemektedir. Ancak bunun bir bedeli vardır: Çok secde etmek…

Secde, kulun Allah’a en yakın olduğu andır. Kulun acziyetini anlayıp kudreti sonsuz olan Zât’ın karşısında en kıymetli azasını yere koyması demektir. Kul, secde esnasında nihayetsiz bir tevazu ve mahviyet içinde esma-i ilâhiyenin en çok tecelli ettiği yer olan arz ve toprakla buluşmaktadır. Secde, imandan sonra en büyük ibadet olan namazın bir rüknü olup, en çok namaz içerisinde bulunan bir fiildir.

O halde Hz. Peygamber’e yakın olmanın yolu çokça namaz kılmaktan geçmektedir.

Hz. Peygamber’e hizmette bulunan diğer bir sahâbî Sevban radiyallahü anh da “Cennete götürecek en faziletli olan amelin” hangisi olduğunu sorduğunda; çok secde etmen diye cevap vermiştir.  Peşinden de “Yapığın her bir secde, dereceni yükseltir ve günahının silinmesine vesile olur” demiştir. 

Hz. Peygamber, kıyamet gününde ümmetini diğer ümmetler arasında tanıyacağını belirtince sahabe nasıl tanıyacağını sormuşlar, O da yüzlerindeki secde izlerinden tanıyacağını belirtmiştir. Onların yüzlerinde dünyada iken yaptıkları secdelerden dolayı parlaklık ve beyazlık vardır, yani nur vardır. Fetih sûresindeki bir âyette Cenab-ı Allah bu durumu ümmet-i Muhammed’in özelliklerini anlatırken “Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır.” buyurmak suretiyle beyan etmiştir.

Bu anlamda tanınırlığını ve parlaklığını daha çok artırmak isteyen secde etmeli hem de çokça secde etmeli, yani namaz kılmalıdır. Namazın dünyevî ve uhrevî faydaları oldukça çoktur. Bu yüzden Bediüzzaman Said Nursi: “Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burâk olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?” diyerek namaz kılmamanın veya kılma konusunda tembellik etmenin ne kadar zararlı olduğunu nazara vermiştir. Namaz kılmanın ise çok karlı bir amel olduğunu kaydetmiştir.

Dünya hayatı bitmeden yaptığımız secdelerini kıymetin bilmemiz açısından bir diğer sahabî olan Ebû’d-Derdâ radiyallahü anhın şu sözlerine kulak verelim:
Ebû’d-Derdâ (r.a.) diyor ki: “Üç haslet olmasaydı, dünyada kalmak istemezdim:
Birincisi, alnımı yere koyarak her gün Rabbime secde etmek; İkincisi, günün en sıcak anlarında oruç tutarak susuzluğa katlanmak; Üçüncüsü de meyvenin iyisi seçildiği gibi sözlerin iyisini ayıklayan kimseyle oturmak.”
O halde ecel denen hayatın bittiğini bildiren gün gelmeden önce ömür dakikalarının kıymetini bilmeli ve bol secde ile onu feyizli ve nurlu hale getirmeliyiz. Çünkü bu dakikalar sevap veya azaba tebdil olunmuş olarak bize tekrar iade edilecektir. Bera b. Âzib’ten gelen bir rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Mümin bir kişi kabrine konulduğu zaman, onun sâlih ameli güzel bir şahıs suretinde oraya gelip temessül eder ve ‘Ben senin sâlih amelinim.’ der… Kâfir, facir bir kimse ise kabirde kötü ameli karşısına gelip temessül eder ve ‘Ben senin habis amelinim.’ der.”
Bediüzzaman Said Nursi de bunu şöyle ifade etmiştir: “Evet, rivâyetlerde vardır ki: İnsanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gaflet ile muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzîe ile avdet ederler.” Yani ya gaflet ile karanlık ya da ziya veren ışıklar olarak insana tekrar iade edileceklerdir.
Sözlerin en iyilerini aktarmayı üzerlerine vazife edinen meyve dergisi gönüllülerini tebrik ediyor, bol secdeli ömürler diliyorum.

خَيْرُ شَبَابِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِكُهُولِكُمْ وَشَرُّ كُهُولِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِشَبَابِكُمْ

“Gençlerinizin en hayırlısı, ihtiyarlarınıza benzemeye çalışanlar; ihtiyarlarınızın en kötüsü de gençlerinize benzemeye çalışanlardır.”

Ali Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, s.27; İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 1:142; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:487.

En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.