ARAŞTIRMA

Her Hasta Bir Hikayedir

Her Hasta Bir Hikayedir
Prof. Dr. Cuma Yıldırım
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Gaziantep
yildirimca@hotmail.com

….
En iyi hikâyeleri ölüler anlatır.
Ölülerin anlattığı hikâyeler.
İnşirah suresi gibi insanı ayartır.

(Didem Madak)

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 1948 yılında sağlık kavramını “fiziksel, zihinsel ve sosyal açılardan tam bir iyilik hali” olarak tanımlamıştır.

Hastalık, normalden sapma durumudur. Çünkü hastalık durumunda birey, normalde (sağlıklıyken) yerine getirmesi gereken rolleri yerine getiremez. İnsanlar bazen toplumsal rollerin yarattığı baskıdan ve rollerinden kaçmak istediklerinde de gönüllü olarak hasta rolüne bürünebilirler.
Buna göre hastalık sadece fiziksel bir varlık değil, toplumsal bir olgudur. Bireyler, gündelik yaşamda uymaları beklenen normlara uymak istemedikleri ya da genel kültürel ölçütlere ulaşamadıkları zaman ‘Hasta’ rolüne girerek bu rollerden ve beklentilerden kaçabilirler. Hasta Rolü, bu role giren kişiye toplum tarafından verilen tepki üzerinden tanımlanır. Yani kişi, ancak, toplum onu meşru olarak hasta kabul ederse hasta sayılır.
Parsons, hasta olmanın öncelikle biyolojik ya da psikolojik bir durum değil, bir toplumsal rol olduğu, insanların hastalıkları hakkında seçim yapabildikleri, hastalığa bürünebildikleri sonucuna ve ‘Hasta Rolü’ kavramını geliştirmiştir.
Buna göre sağlık değerli bir toplumsal kaynaktır. Bireysel başarıda, toplumsal düzenin uygun şekilde işlemesi de sağlığa dayanmaktadır.
Ivan Illich 1970’lerde insanın halis erdem sahibi olabilmesi için şu üç temel gerçekle cesurca yüzleşmesi gerektiğini söyledi: 1) Acıyı asla ortadan kaldıramayacağız, 2) Bütün hastalıkları tedavi edemeyeceğiz, 3) Mutlaka öleceğiz.
Öte yandan insanoğlu var olduğu günden beri bir şekilde hasta ve hastalıklarla uğraşmaktadır. Sağlık sektörü en çok yatırım yapılan ve en çok para kazanılan alanlardan birisidir. Ölümsüz olmak her asırda ve her yerde insanoğlunun hayallerini süslemiştir. Ölüme çare yoktur. Bizler sağlık çalışanları olarak belki ölüme çare bulamayacağız. Ancak elimizdeki imkânlarla belki ölüme geçici bir hayat rengi verebiliriz.
Tarih boyunca sağlık ve hastalık hep insanlığın en önemli gündemlerinden birisi olmuştur. Hele de ölümle sonuçlanabilecek bir hastalık ya da yaralanma durumunda iş daha da popüler hale gelmiştir.
Evet… Büyücüler, din adamları ve doktorlar… Her üç meslek grubunun da yolları tarih boyunca sık sık kesişir. Bazen büyücüler doktorluk yapmış, bazen din adamları doktorluk. Bazen da doktorlar din adamı ya da büyücü olmaya yeltenmişler. Çoğu defa da büyücüler ve din adamlarının bu tür müdahaleleri bir otorite ve güç gösterisi olarak kullandıklarını söylesek yalan olmaz.
Bunun izlerini günümüzde de görmek mümkündür aslında. İnsanlar bazen din adamlarından şifa talep ederken bazen da doktorlardan daha doğrusu sağlık sisteminden ‘İmkansızı başarma, olmayanı var etme’yi talep etmektedirler. Sağlık sağlayıcılara özellikle de doktorlara bazı mistik güçler yüklemekte ya da istemektedirler.
Geldiğimiz noktada sağlık sistemi ile hasta ya da hasta yakınlarının anlaşamadığı bir nokta da bu aslında… Hali hazırda doktorlardan istenen biraz büyücülük… Biraz da din adamlığı… Yani imkansızı başarmak… Ya da şapkadan tavşan çıkarmak… Aslına bakarsanız bu bile büyü değil. Bir nevi ilüzyon… Yani algı yanılgısı…
Hastalıkların düzelmesi ya da şifa elde etmek için doktorlardan istenen din adamı ya da büyücü olma talebinin altında aslında asıl şifa kaynağı olan yüce yaratıcıdan bir nevi torpil isteme talebi… Halihazırda günümüzde de bir çok afsuncu üfürükçü ya da cinci hocaların şifacı olarak çalışmalarının bir nedeni de bu değil midir sonuçta… Ya da belki de bizim işimizi tam olarak yap-a-mamamız (!) ya da kendimizi belki de iyi anlatamamızdır… Kim bilir…
***

HİKAYE-HİKAYELEŞTİRME VE ACİL SERVİS ÖYKÜLERİ

Tarih boyunca öyküleştirme toplumda önemli bir öğreti aracı olarak kullanılmıştır. Bu sayededir ki sözlü kültür dilden dile, nesilden nesile devredilmiştir. Halk hikayeleri önceki devirlerde bilgi, görgü, zevk, eğlence, eğitim, düşmanlık, nefret, dostluk, yardımlaşma, tecrübe ve davranış gibi faktörler bakımından, insanların hayatlarında önemli bir paya sahiptir, yani Türk sosyal hayatında, inançtan günlük pratiklere kadar vazgeçilmez önemi haizdir.

Bizler aşklarımızı, dostluklarımızı, düşmanlıklarımızı, hastalıklarımızı hasılı her şeyimizi hikayeleştirerek anlatırız. Halk arasında öğretilerin çoğu öykü tarzında olmaktadır. Bizler davranış kalıplarımızı ve sözel kültürümüzü birçok konuda olduğu gibi sağlıkta da hikayelerle anlatırız. Nitekim hikayeleştirmek önemli bir öğreti şeklidir. Dolayısıyla hastalıklar hayata, hayat öykülere dönüşür. Bu hikayeler dilden dile diyardan diyara dolaşır.
***
Milattan önce 3000’li yıllarda Mayan hiyeroglifları ve Perulu İnkaların ölen insanlara makattan sıcak hava vererek tekrar canlandırmaya çalıştıklarını bilmekteyiz.
Öte yandan her türlü dini kaynak hastalık ve ölüm hakkında öğretiler barındırmıştır. Nitekim acil serviste yaptığımız yeniden canlandırma işlemlerine ilk referansa İncil’de rastlamaktayız.
Bir Shunemite çiftin bir çocuk bir baş ağrısı şikayeti ve öldü. Peygamber Elisha dua etti ve sonra: “… Kendi yüzünü çocuğun yüzüne yerleştirdi. Ellerini ellerinin, gözlerini gözlerinin ve ağzını ağzının üzerine koydu ve çocuğun vücudu sıcak oldu. O önce çocuğun üzerine monte edilmiş gibi eğildi. Sonra kalktı ve odada yürüdü. Bunun üzerine çocuk yedi kez hapşırdı gözlerini açtı. “(2 Kings, iv, 34).
Kur’an-ı Kerimde de bu konuda ayetlere rastlamaktayız.
Kıyame suresi 26-30: Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır. “Tedavi edebilecek kimdir?” denilir. Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar. Bacak bacağa dolaşır. İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
***
Hastalıktan neden korkarız? Hayat kalitemizi düşürür. Günlük hayatımızı etkiler, engeller. Sonunda ölüm olabilir. Ya da insana ölümü hatırlatır. Ancak günlük hekimlik pratiğimiz bizlere göstermiştir ki hastalanan değil eceli gelen ölür. Lüzumsuz merak hastalığı artırır. Merakın kendisi de bazen hastalıktır.
Bizler hayatımızın bir kader çizgisi ile tayin edildiğine inanırız. Bu noktadan bakıldığında kaderimizde olan bir hastalığı ya da yaralanmayı yaşamamamız için herhangi bir engel yoktur. Kaderde olan bir olayı yaşadığımızda bu artık ‘Kaza’ olmuş olur. Ancak bu kaza günlük hayatta kullandığımız anlamda değildir. Kaza, kaderde yazılı olan bir olayın şahadet aleminde yaşanması, vuku bulmasıdır.
Kaderde olan bir olay bazen herhangi bir nedenle ertelenir ya da iptal olabilir. Buna ‘Ata’ denir. Aslında sağlık sistemi ve hekimlik bu noktada devreye girer. Kaderde yazılı bir olay şehadet alemine çıkarken herhangi bir nedenle ertelenir ya da iptal edilir. Örneğin siz yolda giderken bir taş ayağınıza çarpacak ve yaralanacaksınız. Sizden 10 dakika önce bir hayır sahibi o taşı kaldırıp kenara koydu ve siz yaralanmadınız. Ya da kalp krizi geçiriyorsunuz. Kaderinizde o gün ölmek var. Ancak ambulans zamanında geliyor. Hastanede iyi bir müdahale geçiriyorsunuz ve hayatınıza devam ediyorsunuz. İşte bu noktada doktor ya hikayenin bir parçası olur ya da başkahramanı.
İşte hayatların hikayelerine bizler bu noktalarda dokunmaya başlarız. Doğru hikayeye doğru yerde dokunabilirsek kader kudret alemine çıkmadan hayatın gidişatını değiştirebiliriz.
Belki de doğru zamanda doğru yerde olmak demek bu demektir.

***
ACİLDE HASTALIK ÖYKÜLERİ
Aslına bakarsanız herkesin yolu acilden geçer. Zamanı ve mekanı siz ayarlayamazsınız. Acil doktorunuzu ve acilinizi seçemezsiniz. Her hastalık bir hayattır. Her hayat bir hikayedir. Her hikaye bir dramdır. Ya da komedi, korku, aksiyon, festival, kısa metrajlı film… Hasılı her şey vardır acilde… Bizler için bir işyeri değildir orası. Esaslı bir yaşam alanıdır aslında…
Bizler acil serviste bu hayatlara küçük dokunuşlarla gerçekleri daha çekilir ve kabul edilebilir hale getiririz aslında.
Hastalıklar bizlere neyi anlatır? Hayatın kıymetini… Yaşadığımızı… Yaşlandığımızı… Ölümü… Yaşadığın hayatının bir an olduğunu… Taşdan demirden olmadığını… Etten kemikten ibaret olduğunu…
Belki de sağlık erkine verilen misyon yanlış. Ölümsüzlük iksiri ya da ölüme çare bulma ya da… ya da… ya da…
İnsanlar hastaneye ya da doktora geldiklerinde özel olmak/özel hissetmek isterler. Duymak istediklerini söylememizi isterler. Ancak her zaman biz onlara duymak istediklerini söyleyemeyiz. Çünkü gerçekler farklıdır. İşte bu noktada hasta/hekim arasında iletişim problemleri başlar.
Hastalık insanları korkutur. Çünkü bazen hastalık ölümle sonuçlanır. Bizim kendilerini anlamamızı isterler. Buna ‘Empati’ denir. Ancak gerek çalışma şartlarının yoğunluğundan gerekse sağlık çalışanlarının da hemcins olmasından dolayı bazen bu olmaz. Bizler bazen olaylara ‘Apatik’ kalırız. Hastanın halinden hiç anlamayız. Ya da ‘Sempati’ yaparız. Hasta ve hasta yakınları ile aynı duygu durumu yaşarız. Bu da mesleğimizi yapmaya engel olur. Özel hayatımızı etkiler.
Bir olayın yaşanma ihtimali kaç olursa olsun sizin başınıza geliyorsa bu oran % 100 olur. Bir hastalığın tıp literatüründe görülme oranı milyonda bir olabilir. Ancak hasta siz iseniz bu oran % 100 dür… Dolayısıyla hayat istatistik değildir…

***

HİKAYE-1:KARISINI HATIRLAMAYAN HALI SAHA OYUNCUSU
37 Yaşında Erkek Hasta. Aylardan Ramazan ayıdır. İftar sonrası halı sahada maç yapmaya gider. Skor 4-0’dır. Yenilmektedirler. Son 10 dakikada yüklenirler. 56. dakikada halı sahanın ortasında yığılır kalır. 112 çağrılır. Hastaneye getirilir. Kalbi durmuştur. Gerekli müdahaleler yapılır. Kalbi çalışır. Anjiyografi laboratuarına alınır. Müdahale sonrası unutkanlık gelişir. Üç yıl sonra hafızası tekrar gelmeye başlar. Her şeyi hatırlamaktadır. Bir şey hariç…
Karısı…
HİKAYE-2: RÜYA GÖREN DİŞ HEKİMİ
32 yaşında erkek hasta. Diş hekimi sabah saat 09.00 da acile eşi ve bir yakını ile gelir.
‘Bugün kötü kötü rüyalar gördüm. Mutlaka kötü bir şeyler olacak. Bu nedenle bu günümü acilde geçireceğim’
Her türlü ikna çalışmasına rağmen acilde kalır. Öğleden sonra saat 14.30 civarı ani başlayan bir göğüs ağrısı olur. Hemen müdahale odasına alınır. İlk değerlendirme sırasında kalbi durur. Tekrar çalıştırılır. Kardiyoloji servisine yatırılır. Bir süre sonra taburcu olur.
Acile ziyarete gelir. Der ki: ‘Ben size demedim mi? İyi ki Gitmemişim’
HİKAYE-3: TAŞINDIĞI EVİ BEĞENMEYEN EV HANIMI
45 yaşlarında bayan hasta sabah 10.00 sıralarında acile gelir. Yanında 4 yaşlarında bir erkek çocuğu vardır. Doktor odasına girer. ‘Ben eşimi çok ısrar ederek evimi satmaya ve yeni bir ev almaya ikna ettim. Ancak şimdi pişmanım. Eski evime gitmek istiyorum. Ancak bunu söylemeye korkuyorum. Ben öğleden sonra acile bayılarak gelsem sonra eşimi çağırsanız. Bunun bayılmasının nedeni evinin değişmesi. Eski evini tekrar alırsanız düzelir’ deseniz olmaz mı?
Talebi reddedip kadını acilden gönderdik. Öğleden sonra 16.00 acile şuur kaybı ile bir bayan getirilir. Her türlü tedaviye rağmen şuuru açılmaz. Birazdan eşi de gelir. Eşi odaya girdiğinde şuuru kapanır, dışarı çıkınca düzelir ve bize eşi ile konuşmamız için yalvarır.
HİKAYE 4: OĞLUNA GELİN ARAYAN TEYZE
68 yaşında bayan hasta. Her gün acile muayeneye gelir ve aynı bayan asistana muayene olmak ister. Meğer bekar bir oğlu vardır. Bizim bayan asistanı oğluna ister. O da kabul etmez. Bir sabah bir klasör tapu ile geldi. ‘Evladım oğlum zengin. Bak bir sürü malı var. Gel seni oğluma alayım’.
HİKAYE 5: ZEHİRLENEN DAMAT
22 yaşında erkek hasta acile şuur kaybı ile gelir. Nişan merasiminde aniden bayılmıştır. Kafasını çırpmış. Beyin içi kanaması vardır.
6 ay sonra…
Aslında 2 yıl önce nişanlanmışlar. Nişanlılık bir süre devam ettikten sonra aile içi bir kavga sonucu nişan atılmış. Meğer bayılma olayının olduğu toplantı barışma toplantısı imiş. Kız tarafı damat adayının çayına yurt dışından gelen ve hala ne olduğunu bilmediğimiz bir zehir katmıştır. Çayı içen damat adayı zehirin etkisiyle düşüp kafasını çarpar.
HİKAYE 6: BU KADIN NEDEN ÖLDÜ?
26 yaşında bayan hasta acile ani kalp durması ile gelir. Olay hasta evde yalnızken olur. Eşi şehir dışında çalışır. Her türlü müdahaleyi yaparız. Ancak dönmez. Hasta yakınlarına hastalarının öldüğünü haber vermek için dışarı çıktığımda 6 yaşında bir erkek çocuğu ‘Doktor amca annemin durumu nasıl. Ne zaman çıkacak?’
Tekrar içeri girip müdahaleye devam ediyoruz. Yaklaşık 1 saat sonra hastanın kalbi çalışmaya başlar. Yoğun bakıma yatırılır. 4 gün sonra taburcu. Altı ay sonra tekrar aynı hasta aynı klinikle gelir. Yine kalbi çalışır. Yine yoğun bakım. Yine taburcu. 6 ay sonra yine…
Hastanede komisyon kurulur. Günlerce sebebi araştırılır. Ancak hiçbir sebep bulunamaz. Bir yıl sonra odama iki bayan gelir. Benimle özel bir konuda konuşmak istediklerini söylerler.
Aynı hasta ve annesi imiş. Eşi ile kavgalı olduklarını, eşinin şehir dışına çalışma bahanesi ile gittiğini, ancak eve gizlice gelip zorla kendisine iğne yaptığını sonra tekrar gizlice evden gittiğini söylerler. Boşanma davası açılır. ‘Benim koca aleyhine şahitlik yapmamı istiyorlar.’
HİKAYE 7: ‘TEYZENİZ BUGÜN BİRAZ HASTA’
75-80 yaşlarında karı koca. Acilin karşısında oturuyorlar. Her sabah aynı saatte karı koca acile tansiyon ölçtürmeye geliyorlar. Bir sabah erkek yalnız geliyor. Doktor soruyor ‘Amca teyze nerede?’
El Cevap ‘Evladım teyze bugün biraz hasta. O nedenle gelemedi’
HİKAYE 8: HEMŞİRE BAĞIMLI OLURSA
22 yaşında bayan hasta. Acil hemşiresi. Acilde verdiğimiz hiçbir ağrı kesici ağrıları kesmiyor.
Takibe alıyoruz…İlaç bağımlısı… Tedavi etmek istiyoruz. Ancak kendisi ve babası acile gelip bizimle kavga ediyor. Bizi dava edeceklerini söylüyorlar. Kendi hastanemizde normal bir idrar tahlili çalışılmış. Altına daktilo ile ‘İdrarda uyuşturucuya rastlanmadı’ yazılmış. Halbuki biz gerçek tahlil sonucunu görebiliyoruz. Hemşire fark edildiğini anlayınca nakil aldırıp başka bir kuruma gidiyor.
HİKAYE 9: ACİLDEN HASTA KAÇIRMA
28 yaşında erkek hasta. Ateşli silah yaralanması. Sol ayak diz altı kopmuş. Muayene sırasında acilde bir karışıklık. Bir hasta daha geliyor. O da kurşunlanma. Bu hastayı vuran taraf. Birazdan hasta yakınları acili basıp öldürmek için bu hastayı arıyorlar. Hastayı öldü numarası yaptırıp cenaze torbasına koyuyoruz. Morg kapısından başka bir hastaneye kaçırıyoruz.
***
Haşmet Babaoğlu’nun 20 ocak 2013 tarihli yazısından bir alıntıyla bitirelim:

‘Bütün dinler ve hikmet gelenekleri insana “ölmeden önce ölme”yi önermişti. Biz ne yaptık? Ölümü öldürmeye kalkıştık. Olmadı tabii. Olmuyor. Olmayacak.
“Aramızda yaşayacak” diyorlar. İnsanın öteki yüzü: İnatla ve umutsuzca bir ölümsüzlük arayışı… Oysa kastedilen anılarımızdır. Gitgide eğrilen, büzülen anılar… Gün gelecek, belki de bize “Beni rahat bırakın, sahibime varayım” diye yalvaracak anılar…
Kültür binlerce yıl boyunca insanı ölüme hazırladı. Oysa şimdi ölümün birdenbire gelen bir şey, neredeyse bir “kaza” olduğuna bizi inandırmaya çalışan bir kültür içinde yaşıyoruz. Hani ölümlü değilmişiz de, bir talihsizlik sonucu ölüyormuşuz gibi… Komik bu elbette ama gülen tek bir kişi bile yok!
Başkalarının ölümü bizim gözümüzde bir jest, bir kılık, bir söz sanki… O yüzden kimine yakıştırıyor, kimine yakıştıramıyoruz. Kimi durumda uygun, kimi durumlarda pek uygunsuz buluyoruz. Başkalarının ölümü artık bir tür seyirlik, hatta bazen bir TV şovu…
Dinçliği ve diriliğiyle dikkatimizi çeken biri öldüğünde üzüldüğümüzden çok bozuluyoruz. Bunca yüksek doz “canlılık ilacı”nın yine de ölüme çare olmamasına bozuluyoruz.
Gelelim medyadaki ölüm algısına… Ölüm sanki yoksullar, itilenler, kıyıda kalanlar ve uzak halklar için kaçınılmaz kader. Hali vakti yerindeler, yakınlar, ünlüler ve pek önemli sayılanlar için bir arıza ya da ihmal!
Ölümün bize yakışıp yakışmadığını dert edeceğimize, şu yaşadığımız hayatın bize yakışıp yakışmadığını sorgulasak ya…
Bugün sağlık dediğimiz şey, binlerce yıllık anlamını kaybetti. Sağlık hiç çaktırmadan “ölümsüzlük”le yer değiştirdi. O yüzden hekimlerin onca uğraşmasına, tıp biliminin çabalamalarına karşın hep erişilemeyen bir şey! Sonucu Zygmunt Bauman iyi anlatıyor: “Sağlığın yerine ölümsüzlüğün koyulmasının bedeli ölümün gölgesinde yaşamaktır. Bütün bir hayat ölümü erteleme kavgasına adanır.“


KAYNAKLAR
1. https://www.antoloji.com/musveddeler-siiri/(Erişim Tarihi: 30.11.2017)
2. Amerika’nın Yeni Tanrıları, Hayatımız Tercihlerimizdir. Prof. Dr. Cuma Yıldırım. Ebat Ofset Matbaacılık. Gaziantep ISBN: 978-605-82326-0-0. (Baskıda)
3. Dr. Doğan KAYA, LÂTİF ŞAH HİKÂYESİ. Yayımlandığı yer: Dili ve Edebiyatı Makaleleri, S. 3, Sivas, 2003. http://dogankaya.com/fotograf/latif_sah_hikayesi.pdf. (Erişim Tarihi: 30.11.2017)
4. http://www.atuder.org.tr/OnlineNewspaper.aspx?content=25(Erişim Tarihi: 30.11.2017)
5. http://www.hizmetvakfi.org/risaleinur/etiket/hastalar-risalesi/ (Erişim Tarihi: 06.12.2017).
6. Acil Servis Yönetimi, Prof. Dr. Cuma Yıldırım. Prof. Dr. Cengiz Yakıncı, Klinik Liderlik ve Yönetim. Akademisyen Kitabevi, ISBN: 978-605-9354-79-0. 2017, 407-413.
7. Sağlık Hastalık ve Toplum. Yrd.Doç.Dr. Temmuz GÖNÇ ŞAVRAN. İnsan ve Toplum Prof.Dr. Nadir SUĞUR. Anadolu Üniversitesi. ISBN: 978-975-06-1064-6. 2011, 152-185.
8. Prof. Dr. Cuma YILDIRIM Kardiyopulmoner Resusitasyon ve Tarihçesi. Turkiye Klinikleri J Cardiol-Special Topics 2012;5(1):1 (http://www.turkiyeklinikleri.com/article/tr-kardiyopulmoner-resusitasyon-ve-tarihcesi-62093.html. (Erişim Tarihi: 25.11.2017)).
9. Illich I, Deschooling Society, http://ees.net.nz/ info/DeschoolingSociety.pdf Erişim Tarihi: 06.11.2017).

Popüler İçerikler

To Top