Kafamızdaki Otoyol

Kafamızdaki Otoyol

15 Nisan 2021 Kapalı Yazar: MeyveDergisi

Aciz

“Kendini bilen Rabb’ini bilir” der Mevlana. Küçük âlem olan insanı bilmeyi, büyük âlem olan kâinatı anlamak için gerekli görür. Zira “mahiyet-i insaniye, şu kâinatın bir misal-i musağğarı olduğundan, adeta âlemde ne varsa insanda nümunesi vardır”. Beden ve ruh, şehadet ve gayb bu bilmek tabirinin ana temalarıdır. İnsanı bilmenin bir vechesi bedeni bilmeye, ondaki harikulâde deverânı anlamaya bakar. Çünkü “insan bu kâinât ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi”dir. Bu bilme arayışında insanlığın en çok merak ettiği, içinden hâlen çok az çıkabildiği, en kapalı kutusu “beyin” olagelmiştir. Biz dahi bu kutuya küçük bir delik açıp kendi penceremizden bakmaya çalışalım.

Bildiğimiz en kompleks hücresel ağ sinir hücreleri (nöronlar) arasındadır. Bir insan vücudunda birbiriyle bağlantılı 86 milyarı beyinde olmak üzere ortalama 100 milyar nöron olduğunu biliyoruz. İnsan beyninin her bir milimetreküpünde yaklaşık 500 milyon nöronlar arası bağlantı (sinaps) mevcut olduğunu düşünürsek ve beyin dokusunun takribi bayanlarda 1130, erkeklerde 1260 santimetreküp olduğunu göz önüne alırsak; nasıl bir iletişim ağı olduğunu (yaklaşık 600 katrilyon sinaps) tahayyülde dahi zorlanmamız muhtemeldir. 100 trilyon sinapsın üzerinde 1000 terrabyte bilgiyi tutacak kadar alan içerdiğini düşünmeye çalışmak dahi muhakemeyi güçleştirir.

Hadi işi biraz daha zorlaştıralım: bir nöron saniyede yaklaşık 2500 iletişime geçebilir ve sinirsel uyarıların iletim hızı bazı durumlarda saatte 350 kilometreyi bulabilir. Şimdi bu anlamda beynin içini bildiğimiz otoyollara benzeterek tasavvur etmeye çalışalım: 1 saniyede, 350 km/saat hızında, 600 katrilyon kavşağın olduğu bir yol ağında ve sadece bir yolda 2500 aracın bulunduğu bir trafikte; tüm bu araçların birbirine çarpmadan, karışmadan ve birbirini engellemeden tam olması gereken hedefe hareket edebildiğini ve yapması gereken vazifeyi tam lâyıkıyla, tam zamanında yaptığını düşünelim.

Bu büyük bir kesret ifade eder, keşmekeş andırır. Ancak hiçbir şey karıştırılmadan; hiçbir duyu, duygu, bilgi birbirine karışmadan faaliyet gösterilmektedir. Demek bu kesrette bir denge, bir uyum mevcuttur. Şayet her bir nöron kendi başına hareket etmeye kalksaydı o trafiğin tıkanması için 1 saniye bile çok fazla gelecekti. Ancak insanın doğumundan ölümüne kadar geçen yıllar boyunca her an bu faaliyetler, “hayretengîz hakîkatler kemal-i vuzuh ile” sürmektedir. Bu kesretten vahdete bir işarettir: Bütün bunlar bize gösteriyor ki; bir idare edici tüm bu yollara, tüm bu kavşaklara hâkimdir ve tüm araçlar üzerinde iradesi var ve kat’i işletiyor ki, hiçbir hata, kaza olmadan tüm faaliyetler olabildiğince sessiz ve görünüşte sıradan bir mükemmellikle, her an, milyarlarca beyinde devam edegeliyor. Hem de binlerce yıldır, hiç karıştırmadan, bozulmadan… Çünkü: “O Hakîmdir, abes iş yapmaz. Rahîmdir, rahîmiyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütûf var.”

Biz idrak edemesek de, her ân-ı seyyâlede beynimizin içinde olanlar dahi O Hakîm’in varlığına mucizevâri delilleri tekrar tekrar ortaya koymaktadır. Hesaplamasından bile âciz olduğumuz verilerle bize büyüklüğünü, tüm âlemi saran hikmetini göstermektedir. “Zihnin gayetü’l-gayâtı marifetullahtır”, illâ ki görmesini bilmeli. Bu görmenin önemin anlatmak için Şeyh Galip der ki;

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”