KOPYALAMA YENİ BİR CANLI YARATMA DEĞİLDİR

KOPYALAMA YENİ BİR CANLI YARATMA DEĞİLDİR

1 Mayıs 2020 Kapalı Yazar: MeyveDergisi

Bazı ateistler, ilk kopyalanan koyun Dolly’nin yeni bir canlı olduğu, bunu kendilerinin yarattığını iddia ettiler. Daha da ileri giderek bunun DNA’sı ile annesinin DNA’sının aynı olduğunu, ikisinin de benzer hareketler yaptığını, dolayısıyla ikisinin tek ruhunun olduğunu ileri sürdüler.  Bunun hakikatinin ne olduğu ile ilgili olarak gençlerden zaman zaman sorular gelmektedir.

Her şeyden önce hayvanlar ve insanların ruhu vardır. En kâmil ruh insandadır ve şuur sahibidir. Bediüzzaman ruhu şöyle tanımlar:

“Ruh, zîhayat, zîşuur, nuranî vücud-u haricî giydirilmiş, câmi, hakikattar, külliyet kesb etmeye müstaid bir kanun-u emrîdir”.

“Ruha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve iradeden geldiklerinden masdar itibarıyla ruha bir derece muvafık, fakat yalnız vücud-u hissî olmayan nevilerde hükümran olan kavânîne dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki, eğer o kanun-u emrî vücud-u haricî giyseydi, o nevilerin birer ruhu olurdu. Hâlbuki o kanun daima bâkidir. Daima müstemir, sabittir. Hiçbir tagayyürat ve inkılâbat, o kanunların vahdetine tesir etmez, bozmaz. Meselâ, bir incir ağacı ölse, dağılsa, onun ruhu hükmünde olan kanun-u teşekkülâtı, zerre gibi bir çekirdeğinde, ölmeyerek bâki kalır.

İşte, madem en âdi ve zayıf emrî kanunlar dahi böyle beka ile, devam ile alâkadardır. Elbette, ruh-u insanî, değil yalnız beka ile, belki ebedü’l-âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir. Çünkü, ruh dahi Kur’ân’ın nassı ile, “De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir.” ferman-ı celîli ile, âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zîşuur ve bir namus-u zîhayattır ki, kudret-i ezeliye ona vücud-u haricî giydirmiş”.

“Gayet kat’î bir hads ile, belki müşahede ile sabittir ki, ceset ruhla kaimdir. Öyleyse, ruh onunla kaim değildir. Belki ruh binefsihî kaim ve hâkim olduğundan, ceset istediği gibi dağılıp toplansın, ruhun istiklâliyetine halel vermez.

Belki ceset ruhun hanesi ve yuvasıdır, libası değil. Belki ruhun libası, bir derece sabit ve letafetçe ruha münasip bir gılâf-ı lâtifi ve bir beden-i misalîsi vardır. Öyleyse, mevt hengâmında bütün bütün çıplak olmaz; yuvasından çıkar, beden-i misalîsini giyer”.

Demek ki ruh, hayat ve şuur sahibi, nurani, harici bir vücuda sahip emrî bir kanundur. Ruh gibi âlem-i emirden ve iradeden gelen birtakım kanunların harici vücut giymesiyle bir nevi ruha benzeyeceğine veya ruhun vücud-u haricisi çıksa o kanunlar gibi olacağına dikkat çekilmektedir. Bunlar âlemde cereyan eden yer çekimi kanunu, büyüme kanunu, gelişme ve farklılaşma kanunu gibi emirlerdir. İşte bitki hayatında ruh yerine bu kanunlar hâkimdir.

Ceset ruhun evi veya yuvası gibidir. Dolayısıyla ruh cesede bağlı değildir. Her an o yuvayı veya evi terk edebilir. Fakat ceset ruhla ayakta durmaktadır. Ruh çıktığı zaman ceset de dağılır. Cesetten ayrılan ruh bütün bütün çıplak kalmamakta, bedenine uygun nurani bir kılıf giymektedir.

Her Canlının Ruhu Ayrıdır

Her canlının ruhu ayrıdır ve kendine hastır. Tek yumurta ikizlerinin bazı konularda zaman zaman benzer davranış gösterdikleri olur. Ama her birisinin ruhu ayrıdır. Koyundan meydana gelen kuzunun, koyunla aynı ruhu taşıdığını söylemek, cahilliğin ifadesidir.

Normal kuzu ile, kopyalama kuzu arasında biyolojik bakımdan sadece babadan gelen kromozomlar yerine, anne hücresindeki daha önce babadan gelen kromozomlar vardır. Kaldı ki, iki canlı arasında bütün genetik yapı tıpa tıp ayni aynı olsa bile, ruhları ayrıdır. İki canlının ruhu kesinlikle aynı olamaz. İki farklı canlının ruhlarını bir kabul etmek saçmalıktır. Bunun bilimle ve mantıklı düşünce ile bir ilgisi olamaz.

Koyundaki kopyalama meselesi, tüp bebek hadisesinin bir adım ötesidir. Bu kopyalama konusunu anlamak için önce kısaca tüp bebeğin ne olduğuna bir nazar edelim.

Tüp bebek nedir?

Kanun-u İlahinin bir düsturu olarak, normal şartlarda bir bebeğin teşekkülü için, anne rahminde annenin yumurta hücresi ile babanın sperminin birleştirilmesiyle zigot hâsıl edilir. Bu tek hücreli olan zigottan insan yaratılır.

Şayet normal şartlarda yumurta ile sperm birleşemiyorsa o zaman tüp bebek olayına müracaat edilir. Bunun için, anne rahminden alınan yumurta, babadan alınan sperm ile, anne rahminin sıcaklık ve besin şartlarını ihtiva eden bir tüpte bir araya getirilir. Böyle bir tüpteki sperm ile yumurta hücresi birleşerek tek hücreli zigotu hâsıl edilir. Kısa bir süre sonra bu zigot, yumurtanın alındığı anne rahmine yerleştirilir ve bu zigottan yaklaşık 9 ay sonra bebek yaratılır.

Demek ki, tüp bebek olayı, normal şartlarda birleşemeyen sperm ve yumurta hücrelerinin anne rahmi dışında bir araya getirilerek zigotun hasıl edilmesi ve bu zigotun tekrar anne rahmine konulmasıyla normal zigot gelişiminin sağlanması olayıdır.

Burada insanın rolü, sadece olumsuz şartları ortadan kaldırarak, spermle yumurtayı bir araya getirmek ve sonra tekrar anne rahmine yerleştirmektir. Sperm ve yumurta hücrelerinin yaratılması ve zigotun teşekkülü, gelişip farklılaşması, organ ve dokuların teşekkülü, ruhun bedene gelmesi tamamen insanın irade ve kontrolünün haricinde olup, Allah’ın (Celle Celâlehu) ilim, irade ve kudretinin eseridir.

Koyunda kopyalama olayı nedir?

Kopyalama hadisesi, tüp bebek olayından az farklıdır. Bu ilk defa bir koyunda denenmiştir. Bilindiği gibi, hikmetin gereği olarak bir kanun-u mukarreredir ki, canlılarda, yani hem bitkilerde hem hayvanlarda ve hem de insanlarda sperm ve yumurta hücrelerinin kromozom sayısı belli bir devrede yarıya indirilir. Böylece yumurta ile sperm birleşince ikisinin toplam kromozomu, normal hücrenin kromozomu kadar olur. Kromozomlar, genetik yapının esası olan DNA’lardan meydana gelmiştir.

Koyunun normal hücrelerinde kromozom sayısı 54, sperm ve yumurta hücrelerinde 27’dir. Kopyalamada, koyunun rahmindeki 27 kromozomlu yumurta hücresi dışarıya çıkarılıp bir tüpe konur. Bu yumurta hücresinin 27 kromozomlu çekirdeği çıkarılır. Bunun yerine, koyunun 54 kromozomlu normal hücresinin çekirdeği yerleştirilir. Artık bu yumurta hücresi, spermle birleşmeden kromozom sayısı 54 olmuştur. Bu 54 kromozomlu ve zigot adını alan hücre tekrar koyunun rahmine yerleştirilir ve normal gelişmeye bırakılır. Yumurta hücresi bölünme yeteneğinde olduğu için, spermle döllenmiş gibi gelişip farklılaşarak normal sürede kuzuyu yaratılır.

Burada araştırıcının rolü, sadece yumurtanın çekirdeğini çıkarıp, onun yerine normal vücut hücresinin çekirdeğini koyarak bu hücreyi tekrar koyunun rahmine yerleştirmek olmuştur. Yumurta hücresinin ve normal hücrelerin yaratılması ve zigotun gelişip farklılaşması, organ ve dokuların teşekkülü, ruhun kuzunun bedenine gelmesi tamamen insanın irade ve kontrolünün haricinde olup, Allah’ın (Celle celâlehu) ilim, irade ve kudretinin eseridir.

Kaynaklar

1- Nursi, B. S. Sözler. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları-600. Ankara, 3.baskı, s. 643.

2- İsrâ Sûresi, 85.

3- Nursi, B. S. Sözler. s. 644.

4- Nursi, B. S. Sözler. s. 642.

Prof. Dr. Âdem TATLI