Özveri

Özveri

9 Kasım 2019 Kapalı Yazar: MeyveDergisi

Özveri, namı diğer fedakârlık…

TDK’nin tanımına göre özveri, “Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi menfaatlerinden vazgeçme, fedakârlık” demektir. Bir başka tanıma göre ise, bir insanın inandığı değerler ve idealleri uğruna zamanını, sevdiği şeyleri, sağlığını ve hatta canını hiçe sayma duygusudur. Yani anlayacağınız tanımı anlamı hemen herkesçe bilinen bir kelime. Ama benim anlatmak istediğim sözlük veya terim anlamı değil, bunun teorikte ne olduğu değil pratikte ne olduğunu anlatmaktır…

Başlayalım…

İnsanın en çok sevdiği ve en çok değer verdiği, uğruna mücadele ettiği, vazgeçilmezi olan paranın üzerindeki şahısların portreleri dikkatinizi çekti mi hiç?… Kim bunlar, neden bunlar, bu kişiler ne/neler yaptılar da bu konumu hakkettiler? Gibi sorular beyninizi kurcaladı, mı kemirdi mi? Cevabınız evet de olsa hayır da olsa sizi şöyle alalım!

Buyurun…

Küçükken benim ilgimi çekmiş, beynimi kurcalamıştı bu şahıslar. Küçük aklımla kendimce şu cevabı vererek kendimi tatmin etmiştim: üzerinde bulunan şahsiyetler bulundukları parayı icat etmiştir. Ama tabi büyünce aklımda büyümüş aslında öyle olmadığını anlamıştım.

Anlatayım…

Türkiye’de şimdi tedavülde olan tüm paranın ön yüzünde Mustafa Kemal Atatürk portresi mevcut… Neden Atatürk? Sanırım bu parayı bir şekilde kullanan, gören, el değdiren her birey bunun nedenini bilecek kadar Atatürk’ü ve onun özveri dolu hayat hikayesini bilir. Onun için Atatürk’ün Özverilerle dolu hayat sayfalarını bu satırlara sığdırmak haksızlık, imkânsız ve yanlış olacak onun için siz onun hayatını cilt cilt yazan eserleri okuyun.

Ve Türk lirasının en değerlisi olan iki yüz banknotluktaki şahıs/zat kim peki?… “Mal da yalan mülk de yalan var biraz sen de oyalan” sözün sahibi, dünya ve dünyalıklardan elini çekmiş; inancı uğruna tüm zamanını, zevklerini, ailesini ve nihayetinde kendisini feda eden, üstün özveri sahibi YUNUS EMRE…

Ve Dünya değil sadece, Rabbi için tüm abidelerin uğruna can verdikleri “Cennet’’ten bile elini çekmiş, vazgeçmiş ve yüreğinden şu kelimeler dökülmüş ” cennet cennet dedikleri üç beş köşkle üç beş huri isteyene ver onları bana seni
gerek seni “…

Bu söz konusu paranın ağababaları, şirketlerin sahibi, dünya zenginleri de öyle. Hayat hikayelerine baktığımızda hemen hiçbirine babasından miras kalmamış, piyangodan, lotodan, para çıkmamış. Güneş daha doğmadan, biz sıcacık yatağımızdan daha uyumandan onlar kahvaltılarını yapmış, toplantılarına katılmış, yazmış, çizmiş. Biz uyumaya devam edelim daha erken.

Sadece paranın sahibi ve üzerindeki şahıslar değil; mezara değil de tarihe, gönüllere, hafızalara gömülen, unutulmayan nice şahsiyetler.

Hasılı kelam değerli bir yere gelmek, değerli olanı elde etmek; unutulmamak, sevilmek sayılmak isteyen, istediğini bir kenara yazmak, istediğini haykırmak ile yetinerek elde edemez. Hayatta, ticarette olduğu gibi bir şeyi almak isteyen onun karşılığını vermek durumundadır. Dolayısıyla feda etmelidir elinde olan bazı kıymet verdiği, arzuladığı şeyleri. Talep ettiği şeye göre de bu söz konusu feda edeceği şey yerine göre değişiklik arz edecektir; bu şey zamanı, alın terisi, konforu, hatta olur ki bu bir uzvu ve belki de hayatı da olabilir.