MEDYA

PAYİTAHT ABDULHAMİT

“Payitaht Abdulhamit” filminin yayına girmesi birlikte bazı kimselerin bilmeyerek veya asılsız propagandalara alet olarak Bediüzzaman’ın sanki İttihâdcıları destekleyerek Sultân Abdülhamid’e muhalif olduğu iddialarını yaymaya başladıklarını gözlemlediğimizden konunun aslına vakıf olabilmek adına Prof. Dr. Ahmet Akgündüzün Bilinmeyen Osmanlı adlı eserinden konuyla ilgili bilgileri aynen aktarıyoruz.

Bediüzzaman Said Nursi gibi İslâm âlimlerinin de Sultân Abdülhamid’e muhalif olduğu ve hatta hal’ fetvasını hazırladıkları iddia edilmektedir. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? Abdülhamid’in hal’ fetvasını kim vermiştir?

Bu iddia sahipleri, Bediüzzaman ve Mehmed Akif gibi İslâm âlimlerinin meşru dairedeki hürriyet ve meşrutiyeti istemeleri ile Abdülhamid düşmanlığını birbirine karıştırmışlardır. Elbette ki o dönemin çok mühim simaları, özellikle Hafiyye Teşkilâtının son zamanlardaki baskı idaresini tenkid etmişler ve Abdülhamid’in kurduğu hükümetlerin, bazan istibdâd denebilecek faaliyetlerini tenkid eylemişlerdir. Ancak Abdülhamid’in de devletin devamını sağlamak için yürüttüğü şahsî idare sistemini, her yönüyle meclis-i şûra esaslarına uygundur demek mümkün değildir.

Özellikle Bediüzzaman ile ilgili iddialara gelince, Bediüzzaman-Abdülhamid münasebetlerini kısaca özetlemekte yarar vardır:
1907’de İstanbul’a gelen Bediüzzaman, Meşrutiyetin ilanından evvel söylediği bir nutkunda, Sultân Abdülhamid’i, “Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan halife-i Peygamberi” diye vasıflandırmaktadır. 1909 Mart’ında kaleme aldığı bir makalede ise, ona şu tavsiyelerde bulunmaktadır:
“Ömrünün zekâtını Ömer bin Abdülaziz gibi sarf et. Ta ki, bi’atın manası gerçekleşsin. Meşrutiyeti kansız kabul ettiğin gibi, Yıldız’ı da mahbûb-ı kulûb eyle. Zebaniler gibi hafiyeler yerine rahmet melekleri olan âlimlerle doldur; Yıldız’ı Dârül-Fünûn gibi yap”.

Bediüzzaman’a göre, Abdülhamid zamanında yapılan bütün istibdâdlar onun şahsına verilmemelidir. Maalesef İttihâdcılar bunu yapmıştır. Zira o şefkatli bir sultândır. Başka bir eserinde de, Abdülhamid’in şahsî idaresini anlatırken, “Abdülhamid’in mecbur olduğu istibdâd” ifadesini kullanmaktadır. Namık Kemal’in Abdülhamid’i tenkit ettiği Hürriyet kasidesini değerlendiren Bediüzzaman, 1930’lu yılların idaresini kasdederek, meseleyi bütün yönleriyle gözler önüne sermektedir: “Şu hürriyet perdesi altında müthiş bir istibdadı taşıyan şu asrın gaddar yüzüne çarpılmaya layık iken, o tokada müstehak olmayan, gayet mühim bir zatın yani Abdülhamid’in yanlış olarak yüzüne savrulan kâmilâne şu sözün;

Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhây-ı hürriyet
Çalış, idrâki kaldır, muktedirsen âdemiyyetten.”.

1952 yılında bazı kimseler, Bediüzzaman’ın sanki İttihâdcıları destekleyerek Sultân Abdülhamid’e muhalif olduğu iddialarını yaymaya başlayınca, talebelerine kaleme aldırdığı Lahika Mektubunda aynen şunları ifade etmektedir:

1) Bir adamın kusuru ile başkası mes’ul olamaz. Dolayısıyla Abdülhamid’in hükümetlerinin hataları ona verilemez.
2) Bediüzzaman, II. Meşrutiyetin başında, hürriyet-i şer’iyyeyi teşvik etmiş, bazı siyasi muhaliflerinin istibdâd adını verdikleri, Abdülhamid idaresi için de, “mecburî, cüz’î ve hafif istibdâd”, İttihâdcıların zulmü için ise, “pek şiddetli külli istibdâd” tabirlerini kullanmıştır. Şu cümlesi meşhurdur: “Eğer meşrûtiyet, İttihâdcıların istibdadından ibaret ise ve şerî’ata muhalif hareket demek ise, bütün dünya şahid olsun ki, ben mürteciyim.”
3) Hürriyet, İslâmi terbiye ile terbiye olunmazsa, çok şiddetli bir istibdada dönüşeceğini haykırmıştır ve maalesef öyle de olmuştur.
4) Abdülhamid’in yabancı düşmanlara karşı gösterdiği dehası, İslâm âleminin tam bir halifesi olması, Şark Vilâyetlerini Hamidiye Alayları ve İslâm Kardeşliği ile Ermenilere karşı koruması; İslâm’ın bütün hükümlerini hayatında yaşaması ve Yıldız Sarayında manevi şeyhini eksik etmemesi sebepleriyle bir veli olduğunu açıkça ifade etmiştir.
5) Ancak insan hatasız olmayacağından, onun da bazı hataları olduğunu ve ancak bu hataların mecburiyet altında işlenen hatalar bulunduğunu açıkça beyan eylemiştir.

O halde başta Bediüzzaman ve Mehmed Akif olmak üzere, büyük İslâm âlimlerinin Abdülhamid’e muhalif oldukları ve hatta aleyhindeki hal’ fetvasını hazırladıkları şeklindeki iddialar doğru değildir. Fetvayı zamanın Fetva Emini Hacı Nuri Efendi imzalamamıştır; ancak maalesef İttihâdcıların kuklası haline gelen Şeyhülislâm Mehmed Zıyâaddin Efendi imzalamıştır. Bu fetvadaki hal’ gerekçeleri tamamen iftiradır. Zira Sultân Abdülhamid’in 31 Mart Vak’asına sebep olduğu zikredilmiştir ki, tamamen yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Dini kitapları yaktırdığı iddia edilmiştir ki, tam bir iftiradır; zira en çok dini kitap onun zamanında basılmıştır. Devlet hazinesini israf ettiği söylenmektedir ki, Abdülhamid gibi dindar bir Padişaha bunu isnad etmeye şeytan bile yaklaşmaz. Zâlim olduğu ileri sürülmüştür ki, iktidarı boyunca idam cezasını uygulamadığı herkesin malumudur .

————–
Öztuna , Osmanlı Devleti Tarihi, C. I, sh. 618-619; Büyük Türkiye Tarihi, C. VII, sh. 231-233 ( Bu konuyu bütün ayrıntılarıyla bu eserlerde bulmak mümkündür); Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, “ II. Abdulhamit ‘in Hal’i ve Ölümüne Dair Bazı Vesikalar, sh. 705-748; Badıllı, Tarihçe-i Hayat, C.I, sh. 176-184; Bediüzzaman Said Nursi , Asar-ı Bediyye,sh. 312,376,361,364,408,462; Müntehab Dosya, sh. 56, ( Badıllıdan naklen); Muvaffak Benil-Merce , Es- Sultan Abdulhamit, Kuveyt, 1984, sh. 410 ( Bütün kitap Abdulhamitle ilgilidir).

Popüler İçerikler

To Top