Sivrisinek ve Yaban Arısı Enjeksiyon Yapmayı Biliyorlar Mı?

Sivrisinek ve Yaban Arısı Enjeksiyon Yapmayı Biliyorlar Mı?

11 Mart 2020 Kapalı Yazar: MeyveDergisi

Sivrisinek ve yaban arısının (eşek arısı) hayat periyodu ve beslenme şekilleri oldukça ilginçtir. Her iki canlının beslenmesinde ortak özellik “bir öğretici olmadan” bu işi başarmalarıdır. Sivrisinek kirli kan ile beslenir ve bu besin canlının toplardamarında bulunur. O yüzden sivrisinek her şeyden önce tüm toplar damarlı canlıları tanımalı, içyapı (anatomi) ve damar sistemlerini bilmelidir. Yaban arısı ise larvadan çıkar çıkmaz besin bulamazsa yaşayamaz ve nesli tükenir. Yaban arısının sivrisinek gibi kendi başına beslenme özelliği olmadığından besini hazır olarak almalıdır. Şimdi bu iki canlının olağanüstü beslenme şekline ibretle göz atalım;

Sivrisinek larvadan çıkar çıkmaz sanki başka bir âlemde uçuş eğitimi almış gibi uçar ve rastladığı ilk canlının toplardamarını eliyle koymuş gibi bulur. Bunu yapmak için tüm canlıların anatomik yapısını bilmesi gerekir. Hortumunu (iğnesini) canlının derisine sokmadan önce bir tükürük salgılar ve deri uyuşur. Bunun tıptaki adı “lokal anestezi=bölgesel uyuşturma”dır.  Uyuşan deriyi ve damarı iğnesiyle delerek herhangi bir “zemin etüdü” yapmadan tam isabetli bir “sondaj” ile kana ulaşır. Kan dokusunun damardan çıkmamak için yaptığı “pıhtılaşma savunmasını” ise salgıladığı bir enzim ile devre dışı bırakır. Bunun için “endokrinoloji=salgı bilimi” dersine iyi çalışmış olması gerekir. Kanı emmeye başlar, karnı doyunca canlıya yaptığı anestezinin etkisi geçer. Zamanla acı hissetmeye başlayan canlı tam işi anlayıp sivrisineği uzaklaştırayım derken, sivrisinek “vur-kaç” savaş taktiği ile çoktan uzaklaşmıştır. Larvasından henüz çıkmış sivrisinek tüm bu akıllıca işleri nasıl yapmaktadır? Bu kadar ilmi nerede öğrenmiştir?

Eşek arıları (yaban arısı) atasını ve yavrusunu hiç görmez. Çünkü bir eşek arısının ömrü, yavrusunun larvadan çıkmasını bekleyecek kadar uzun değildir. Anne eşek arısının ağaç kovuğuna bıraktığı larva evresindeki yavrularının yaşaması için, larvadan çıkar çıkmaz beslenmesi gerekir. Onlara besin getirecek bir atası olmayınca soyu tükenecektir. Ama bu hiç olmaz. Çünkü anne arı ölmeden bunu düşünmüştür (!). Anne eşek arısının aldığı bu önlem sayesinde türün soyu günümüze kadar gelmiştir. Bu önlem şudur: Anne eşek arısı yakaladığı avı, örneğin bir tırtılı larvadan çıkınca yemeleri için larvasının yani yumurtacıkların önüne koyar. Yalnız eşek arısı yakaladığı tırtılı hemen öldürmez. Avın “özel bir bölgesini” sokar ve bu bölgeye çok “özel miktarda” zehir salgılar. Böylece tırtıl hemen ölmez ama hareket edip kaçamaz da! Arı sokacağı bölgeyi milimetrik hesaplamalı ve avına verdiği zehir miktarını iyi ayarlamalıdır. Zehri azıcık fazla verse av hemen ölür, eşek arısının yavruları larvadan çıkıncaya kadar avın vücudu çürür ve besin değeri kaybolur. Zehri azıcık az verse, tırtıl ölmez iyileşir, oradan uzaklaşır ve larvadan çıkan yavrular besin bulamaz. Her iki durumda da yavrular beslenemediği için ölür ve eşek arısı türünün nesli tükenir. Bu yüzden avının ölümü ile yavruların larvadan çıkma vakti eşzamanlı olmalıdır. Bugüne kadar bu iş hep böyle olmuştur. Eşek arısı bu “zamanlamayı” nasıl oluyor da her seferinde sıfır hata ile ayarlayabiliyor? Avladığı canlının neresini sokacağını ve zehre olan direncinin ne kadar olduğunu nereden bilmektedir? Atasını hiç görmediği halde bu işi ona kim, nerede öğretti? Çevremizde buna benzer o kadar çok mucizevi olayalar oluyor ki çoğunun farkında bile değiliz. Yukarıda anlatılan olağanüstü yani

mucizevi işleri ne sivrisinek ne de eşek arısı kendi başlarına yapabilir. Hiçbir şey kendi kendine olmaz, bunu biliyoruz. Tabiatı ve canlıları meydana getiren cansız maddelerin de aklı yoktur. Peki, öyle ise, tüm bu akıllıca yapılan işleri “aklı olmayan canlılar” nasıl yapabiliyor? Deney ve gözlemler yaparak net bir şekilde öğrenemediğimiz bu sorunun cevabı inancımızda saklıdır. Bilimsel gözlemlerimizi inanç değerlerimizle birleştirerek sorunun “en doğru cevabına ulaşmamız” mümkündür. Tüm canlı ve cansızların sahibi yüce Allah’tır. Evrende meydana gelen tüm işleri O yapmaktadır. Biz insanlara “akıl” veren ve onu kullanmamızı isteyen de O’dur. Öyle ise biz aklımızı kullanarak yukarıda anlatılan işlerin bir sivrisinek ya da eşek arası tarafından değil, tüm kâinatı kendi egemenliği altında tutan ve her şeyi kendisi terbiye eden yüce bir Yaratıcı tarafından yapıldığını anlamalı ve sahip olduğumuz her şeyi O’na borçlu olduğumuz bilinciyle O’na sonsuz kez
teşekkür etmeliyiz.   Evet, kâinatta cereyan eden bu sırlar ve hakikatlere, Kur’an-ı Kerimin içinde bulunduğumuz ilim asrına hitabı olan Risale-i Nur Külliyatında işaretler vardır: “Sivrisinek tantanasını kesse, balarısı demdemesini bozsa, sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. Zira kâinatı nağamatıyla raksa getiren hakaikin esrarını ihtizaza veren musika-i İlâhiye hiç durmuyor; mütemadiyen güm güm eder” (Münazarat).