GÜNCEL

Turizmi meşru dairede yapmak mümkün müdür?

Öncelikle şu veciz söz ile başlamak isterim “ meşru daire geniştir, her türlü keyfe kafidir”. Meşru daire ve diğer ifade ile helal daire özetle “Allah’ın kullarına müsaade ettiği her türlü davranış kalıplarını ifade eder”. Yani Allah’ın yasakladığı her türlü davranış kalıpları haram; müsaade ettiği her şey helal anlamına gelir.
Allah’ın helalleri çok, haramları az….. Binlerce meşru-bat (içecek) helal, alkol haram. Binlerce yiyecek helal, domuz haram. Nikah helal, zina haram. Meşru eğlence helal, diğeri haram…. Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Ancak imtihan var, nefis var ve şeytan var. Ve nefis , şeytandan aldığı ilhamla insanın nazarına sürekli haramları göstererek onu yoldan çıkarmaya, imtihanı kaybetmeye zorluyor.
Peki turizm denilen hadise nedir? Turizm kavramını batılılar ortaya attığı için ve meşruluk ile işleri olmadığı için bizde de “turizm meşru dairede yapılamaz” algısı oluşmuş olabilir. Turizmin tanımına bakıldığında “insanların sürekli yaşadıkları yerlerin dışına yapmış oldukları seyahatlerden ve gittikleri yerlerdeki konaklamalardan doğan olay ve ilişkilerin bütünüdür” denmektedir. Eğer turizmdeki bu olay ve ilişkiler “helal” çerçevede yapılırsa işte o zaman “helal turizm”den bahsedebiliriz.
Her ne kadar helal ve turizm kavramları ilk etapta birbirine zıtmış gibi algılansa da bu doğru değildir. Çünkü, nazlı ve niyazdar kulları olan insanoğluna dünyayı bir hane, eserleriyle dolu bir galeri, güneşi bir lamba, ayı ve yıldızları bir kandil, bütün bitkileri ve hayvanları emrine veren Rabbi Rahîm, helal çerçevede seyahati, tefekkürü, ve çeşitli faaliyetleri neden haram kılsın?..
Aslında turizm olayının insan için hem bir nimet tarafı, hem de zararlı yönü vardır. Buna ateşi örnek verebiliriz. Ateşin varlığı büyük bir nimettir; insanı ısıtır, aydınlatır, yemeğini pişirir, fabrikanın çarklarını döndürür vs. insana hizmet eder. Ancak ateş bilinçsiz kullanılır ya da kontrolden çıkarsa, hizmet edecek yerde insanı da yakar ve hatta Roma’yı da yakar…
Turizmin birçok çeşidi vardır. Kültür turizmi, inanç turizmi, sağlık turizmi, spor turizmi, kış turizmi, kongre ve fuar turizmi, hobi turizmi, deniz-kum-güneş turizmi bunların en bilinenleri arasındadır. Turizmin bütün çeşitlerini “helal turizm” çerçevesinde yapmak mümkündür.
Turizmde helal-haram ayırımı açısından bazı tedbirlerin alınması gereklidir:
Gıdanın helal olması : Yenilecek yiyecek ve içeceklerin helal olması gerekir. Yüzlerce çeşit helal içecekler vardır; sınırlı sayıda da, başta alkol olmak üzere haram içecekler vardır. Sınırsız diyebileceğimiz çeşitte de helal yiyecek vardır; başta domuz olmak üzere sınırlı sayıda haram yiyecekler vardır.Demek ki, helal dairesi keyfe kafidir, harama girmeye hiç lüzum yoktur. Bizler de helal şeyleri yeme ve içme konusunda hassas olalım ve bunları talep edelim.
Ortamın helal olması: Ortam derken aslında mahremiyet ve tesettürden bahsediyoruz. İnançlı insanların ölçüleri ve sınırları olur; bizler de madem inançlı insanlarız, dinimizin prensiplerine göre hareket etmeliyiz. Denize ya da havuza gireceksek, hanımlar ve beyler ayrı ortamlarda ve tesettür şartlarına riayet ederek girmeliyiz. Böylece yüzme gibi bir nimetten harama bulaşmadan istifade etmiş oluruz.
Eğlencenin helal olması: Aslında bu konu da ortam ile ilgilidir. Malayani (dünyaya da ahirete de faydası olmayan işler) aktivitelerden uzak durmalı, faydalı ve güzel şeyler yapmalıdır. Boş zaman yönetimini ifade eden “rekreasyon” kavramının kökeni de “faydalı aktiviteler ile yenilenmek” anlamına gelmektedir. Eğlencede müzik konusu da önemlidir. Bazı sesler haram, bazı sesler de helal kılınmıştır. Bu konu İşarat’ül-İcaz’da veciz bir şekilde şöyle ifade ediliyor “Şeriatça (İslâmiyet’te) bazı savtlar (sesler) helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet ulvî hüzünleri, Rabbanî aşkları îras eden (hatırlatan, hissettiren) sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.”
Turist merak duygusunu gidermek için yollara revan olur. Adeta yeni doğmuş bir bebeğin, merakını giderme ihtiyacıyla hareket eder. Gördüğü, yaşadığı her şeyi ciddi araştırır. Her manzarayı ve olayı derinlemesine tefekkür ederek, merak açlığını gidermeye çalışır. Farklılığı görmek ve yaşamak ister. Ve hatta kanıksayıp merak duygularını kaybetmiş yerli insanların, çevrelerini fark etmelerini ve aslında ülfet ettikleri şeylerin ne kadar değerli olduğunu anlamalarını da sağlar.
Zaten tefekkür etmek, insanın yaratılış gayesi değil midir? Niçin bu dünyaya geldiğini sorgulamak… Kendisine bu kadar güzellikler ve nimetler bahşeden yaratıcısını tanımaya çalışmak… O’nu elçisiyle tanımak ve O’nun işlerine karşı hayretini ve hayranlığını artırmak değil midir?
Aslında her insan bir turisttir. Turist olmak demek, kısa bir süre için geldiği kâinata ülfetsiz, terütaze, duru bir bakışla, bir bebek merakıyla bakmak demektir. Gördüğünü fark etmek, tefekkür etmek ve nihayetinde hayret ve hayranlıkla Âlemlerin Rabbine muhatap olmaktır. Madem O’ndan geldik ve yine O’na döneceğiz, gittiğimiz yerde iyi şeyler anlatabilmemiz için gözümüzü hak ve hakikate açalım.
Evet madem helaller sınırsızdır, haramlar ise belli ve sınırlıdır; her işimizi, hatta tatilimizi de helal şeylerle yapabiliriz. Hem helalinden yapmaya, yani Allah’ın emirlerine uymaya niyet ettiğimizde, bu işlerimizden ibadet sevabı da alabiliriz…

Popüler İçerikler

To Top