MAKALE

Zamanın Önemi

Zaman
Zaman kelimesi, isim olarak Arapça kökenli bir kelimedir. Farklı anlamlar içermektedir. Bunları sözlükteki kullanım sırasına göre belirteceğiz:
1. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit.
2. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit.
3. Belirlenmiş olan an.
4. Çağ, mevsim.
5. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit.
6. Dönem, devir
7. (Gök Bilimi): Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram.
8. (Dil Bilgisi): Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı
9. (Jeoloji): Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri.

Zamanla ilgili atasözü, deyim ve birleşik fiiller olarak kullanıldığı şekiller: zaman bırakmak, zaman geçirmek, zaman almak, zaman kazanmak, zaman kollamak, zaman öldürmek, zaman vermek, zaman tanımak, zamana uymak, zamanı avlamak, zamanı dolmak, (bir şeyin) zamanı geçmek, zamanı (veya zamanını) geçirmek, zaman ile yarışmak.
Zamanla ilgili birleşik sözlerin kullanıldığı şekiller: zaman aşımı, zaman ayarlı, zaman belirteci, zaman bilimi, zaman birimi, zaman dizini, zaman eki, zaman tüneli, zaman zaman, zaman zarfı, açık zaman, ahir zaman, art zamanlı, birleşik zaman, bir zaman, dar zaman, eş zaman, eş zamanlı, geçmiş zaman, gelecek zaman, geniş zaman, her zaman, ikinci zaman, kimi zaman, müruruzaman, ölü zaman, yalın zaman, aynı zamanda, çift zamanı, hikâye birleşik zamanı, iftar zamanı, ikindi zamanı, rivayet birleşik zamanı, yıldız zamanı, vakti zamanında, bir zamanlar.
Önem
Önem kelimesi, isim olarak kullanılmaktadır. Anlam olarak; “bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durumu, ehemmiyet”ini belirtmek için kullanılmaktadır. Deyim ve birleşik fiil olarak; “değer vermek, önemli saymak” şeklinde kullanılmaktadır.

İnsan
İnsan, isim olarak Arapça kökenli bir kelimedir. Anlam olarak; “Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı” olarak tanımlanmaktadır. “Âdemoğlu, âdem evladı” da aynı anlamda kullanılmaktır. Sıfat olarak; huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli olan kimseler için kullanılmaktadır.
Oysa Türk Dil Kurumu tarafından Hasan Eren başkanlığında bir komisyona hazırlattırılan ve kurum tarafından 1998 yılında bastırılan Türkçe Sözlük Cilt:1’de insanın tanımı biraz farklı yapılmıştır. Buradaki insan tanımı; “ruh ve bedenden ibaret varlık, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı” şeklindedir. Bu tanıma önem vermemizin nedeni konunun işlenişi sırasında daha iyi anlaşılacaktır. Bu tanımda insanın ruh yönüne vurgu yapılmıştır. Zamanı algılama, düşünme ve önemini kavrama insanın ruhi yapısıyla alakalı akli yeteneği ile ilgilidir.
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller olarak kullanıldığı şekiller: “insan sözünden, hayvan yularından tutulur”, “insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur”, “insan kıymetini insan bilir”, “insan kendini beğenmese çatlar”, “insan insanın şeytanıdır”, “insanın eti yenmez, derisi giyilmez, tatlı dilinden başka nesi var?”, “insanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında”, “insan yükü (veya eti) ağırdır”, “insanda akıl bırakmamak (veya koymamak)”, “insan doğduğu yerde değil doyduğu yerde”, “insan çeşit çeşit, yer damar damar”, “insan beşer, kuldur şaşar”, “insan ayaktan, at tırnaktan kapar”, “insan ayağı değmemiş (veya basmamış)”, “insan eli değmemiş (veya dokunmamış), “insan eti yemek”, “insan gibi”, “insan gönlünün artığını söyler”, “insan içine çıkmak”, “insan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa”, “insan kuş misali”, “insanın adı çıkacağına canı çıksın”.
İnsan kelimesinin birleşik sözler olarak kullanıldığı şekiller: insan biçimcilik, insan bilimi, insan coğrafyası, insan evladı, insan hâli, insaniçincilik, insan kurusu, insan merkezci, insan müsveddesi, insanoğlu, insan sarrafı, insanüstü, üst insan, bilim insanı.
Sonuç olarak zamanla ilgili fiil ve kelimelere baktığımızda bir hareket görülmektedir. Bir İslam âlimi zamanın hakikatini, kâinatta akmakta olan büyük bir nehre benzetmektedir. Bu nehir ise, Allah’ın irade ve kudreti ile yazıp, bozup, tekrar yazdığı değişen bir defterin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. Yani zamanı gösterecek bir ölçü olarak harekete dayalı bir oluş bir fiil gerekmektedir. Yoksa o durum için zaman durmuş olmaktadır. Mesela jeolojik kazılarda toprak altında bulunan tarihi eserler için içinde bulunduğu tarih zamanı ile gösterilmektedir. Çünkü toprağın altında kaldığı andan itibaren o nesneler için zaman durmuştur. Benzer şekilde hareketsiz bir dağın bin yıllık ömrü ile o dağ üzerindeki yüz yıllık bir ağaç ve bu ağacın çiçeklerinden faydalanan bir balarısı karşılaştırıldığında, balarısının kısa ömrünün diğer ikisin göre daha dolu ve zengin bir hayat yaşadığı ortaya çıkar. Dolayısı ile ömrün kısalığı ve uzunluğundan ziyade onun nasıl kullanıldığı önem arz etmektedir.
Zamanın önemini anlamak için kişisel gelişim ve zaman yönetimi kitaplarında yer alan aşağıya aldığımız kısa yazıda da hep bir harekete olaya vurgu yapılmaktadır:

Vakit Çok Değerlidir!
Bir yılın değerini anlamak için: Final sınavını geçememiş bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini anlamak için: Erken doğum yapmış bir anneye sor.
Bir haftanın değerini anlamak için: Haftalık bir gazetenin editörüne sor.
Bir saatin değerini anlamak için: Buluşmak için bekleyen aşıklara sor.
Bir dakikanın değerini anlamak için: Treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sor.
Bir saniyenin değerini anlamak için: Bir kazadan sağ çıkan birine sor.
Bir milisaniyenin değerini anlamak için: Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sor.

Vakit kimse için beklemez. Sahip olduğun her dakikanın kıymetini bil. Onu bazı özel kişilerle paylaştığında değerini daha iyi bileceksin.

Zamanla İlgili Yaklaşımlar
Zaman kavramı genelde psikoloji bilimi, felsefe bilimi ve fen bilimleri tarafından daha çok incelenmiş ve eserler ortaya koyulmuştur. Nitekim günümüzde zaman kavramını sadece bu açılardan incelemek zamana bakışın tarihsel gelişimi sürecinde kişi hayatına yardımcı olmak da yeterli olmamaktadır. Kişiler yaşamlarını düzene sokmak ve bu ekonomik kaynağı daha verimli kullanabilmek için yollar aramaktadırlar. Bu yollara tek bir bilimin penceresinden bakmak ise yeterli olmamaktadır. Özellikle son dönemde işletme bilimi ve işletme fonksiyonlarından yönetim bilimi zaman kavramıyla yakından ilgilenmektedir.
Zaman anlayışımız, aslında hayat tarzımızın da bir ifadesidir. Bu açıdan zaman konusuna baktığımızda üç farklı zaman anlayışı gözümüze çarpmaktadır.
Bunlardan birincisi, “zamanı israf etmeye, düzensiz, plansız ve verimsiz bir şekilde kullanma”ya dayanan anlayıştır. Bu anlayış bu dünya kadar öbür dünyayı da görmemezlikten gelen bir yaşam biçimidir. Dolayısı ile böyle bir anlayışın insanlığın dünya ve ahret hayatı ve mutluluğu için olumlu bir katkısı yoktur denebilir.
İkinci anlayış ise bu birincisine tepki olarak geliştirilen bir anlayıştır. İkinci anlayış kısaca hız, telaş, koşturma ve acelecilik ile özetlenebilir. Bu anlayışta para ve zamanın bir birine eşitlenmesi ile tıpkı sermaye gibi işletmeler için zaman da kıt bir kaynak olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Artık zaman anlayışı, para, kariyer ve kapitalist sistemin devam ettirilmesi üzerine kurulmuştur. Bugün artık işletme yönetiminin içerisinde; “zaman yönetimi, zaman planlaması, zaman tuzakları, zamanı etkili ve verimli kullanma yolları v.b.” konular yer almaktadır. Sistem öncelikle reklamlarla yönlendirilen oyun, eğlence ve tüketim kalıplarını yakalayabilmek için, sürekli, engel ve mazeret tanımaz bir iş ve çalışma hayatı üzerine kurulmuştur. Zira para ve kariyer getirmeyen şeylere zaman harcamak rasyonel bir davranış olarak değerlendirilmemektedir. Bu yoğunluk ve doluluk içerisinde insanlık kendi hayatını, geleceğini, yolun sonundaki ölümü ve öbür dünyayı düşünmeye de fırsat bulamamaktadır. Zamanın düzensizliği ve hantallığına karşı insanlık tam zaman disiplinine alışıyorken, sonuçta zaman bağımlısı barlığa dönüştü.
Üçüncü anlayış ise; zamanı ömrün ta kendisi kabul etmektedir. Ancak bu ömrün boş ve faydasız uğraşlarla israf edilmemesi için ikinci anlayış içerisinde geliştirilen “zaman yönetimi prensiplerini” göz önüne almayı gerektirir. Bu anlayışa göre tasarruf edilen zaman egoist bir yaklaşımla sırf kendinin eğlence ve fiziki ihtiyaçlarına göre kullanılmamalıdır. Kişiliğini oluşturan cismani ihtiyaçların karşılanması için olduğu gibi ruhunun ihtiyaçlarının karşılanmasına da biraz zaman ayırmayı gerektirir.

Popüler İçerikler

To Top